Bankacılık Kanununda Zimmet Suçu ve Cezası

5411 sayılı Bankacılık Kanunuyla finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışması ve tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, bankacılık düzenine ilişkin adli suç ve cezalar anılan Kanunun “Suçlar” başlıklı ikinci bölümünde (150-161. maddeleri) düzenlenmiş olup, söz konusu suçlar, niteliği itibariyle kastı gerektiren suçlardır. Bu suçların en önemlilerinden biri de Kanunun 160. maddesinde düzenlenmiş olan bankacılık zimmeti suçudur.

bankacılık zimmeti 2

Bankacılık Kanununda Zimmet Suçu ve Cezası

5411 sayılı Bankacılık Kanunuyla finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışması ve tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, bankacılık düzenine ilişkin adli suç ve cezalar anılan Kanunun “Suçlar” başlıklı ikinci bölümünde (150-161. maddeleri) düzenlenmiş olup, söz konusu suçlar, niteliği itibariyle kastı gerektiren suçlardır. Bu suçların en önemlilerinden biri de Kanunun 160. maddesinde düzenlenmiş olan bankacılık zimmeti suçudur.

Bankacılık mevzuatı ile bankacılık usul ve prensiplerine uygun kredi kullandırma, bu kredileri temdit etme veya ek kredi kullandırma, taksitlendirme, teminata bağlama yahut sair yöntemlerle yeniden yapılandırma işlemleri zimmet suçunu oluşturmaz.

Ülke ekonomisinin bankacılık sitemi üzerine kurulu olması, banka çalışanları tarafından yapılan istismarların gerek ilgili bankaya ve gerekse bankacılık sisteminin bütününe zarar verme riski taşıdığı aşikardır. Bu nedenle banka varlıkları üzerinde gerçekleştirilebilecek istismarların özel olarak cezalandırılması politikası benimsenmiştir. Bu çerçevede 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 160. maddesi bankacılık alanında işlenen zimmet suçunu özel olarak düzenlenmiştir.

Bankacılık sektöründe yaşanılan olumsuzluklar ülke ekonomisini, finansal piyasaları etkilediği kadar tasarruflarını bankalarda değerlendiren tasarruf sahiplerini de olumsuz şekilde etkilemektedir. Bu bağlamda, bankacılık sektöründe gerçekleşen zararların nihai mağdurunun, tasarruflarını bankalarda tutan kişilerin de ötesinde, ülkede yaşayan tüm vergi mükellefleri olduğu söylenebilir. Piyasalara olan güvenin tesisi için devlet tarafından bankalara verilen mevduat güvencesi neredeyse her zaman tam ve sınırsız olarak artırılmakta ve bankadan tahsil edilemeyen ve zarar olarak belirlenen tutar vergi mükelleflerinden alınmaktadır. Bankacılık sektöründe yaşanan olumsuzlukların sadece finansal piyasaları değil, ülkede yaşayan herkesi etkilemesi ve gerek hesap sahiplerinin haklarının gerek de sektörün güvenilirliğinin korunmasının taşıdığı önem dikkate alındığında bu alanda özel düzenleme yapılması kaçınılmaz olmuştur.

5411 sayılı Kanundan önce yürürlükte bulunan 4389 sayılı Bankalar Kanununun ve hâlihazırda yürürlükte bulunan 5411 sayılı Kanunun gerekçesi incelendiğinde, özel düzenlemelerin altında, bankacılık sektörünün güven ve itibarına zarar verecek davranışlara engel olma düşüncesinin yattığı görülmekte olup, yasa koyucunun genel anlamda ekonomik suçlara, özel anlamda ise bankacılık suçlarına özel bir önem verdiği görülmektedir.

Esas itibariyle zimmet suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünde 247–249. maddelerde düzenlenmiştir. Anılan Kanunun 247/1. maddesinde zimmet suçunun basit şekli, 247/2. maddesinde nitelikli hali, 247/3. maddesinde ise doktrinde ve Yargıtay uygulamalarında tartışma konusu olan kullanma zimmeti düzenlenmiştir. Yine mezkur Kanunun 248. maddesinde cezanın indirim sebeplerine yer verilerek etkin pişmanlık hüküm altına alınmış, 249. maddesinde ise, “zimmet suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı” hafifletici neden olarak öngörülmüştür.

Anayasa Mahkemesi, 5411 sayılı Kanunun 160. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “… ile diğer mensupları…” ibaresinin ve 161. maddesinin birinci cümlesinin, Anayasa’nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemi ile yapılan itiraz başvurusunu incelemesi neticesinde, 07/07/2011 tarih ve E: 2010/116, K:2011/118 sayılı kararında;“…yasakoyucunun, bir güven kurumu olan bankaların güvenilirliğini sağlamak ve bu güvenilirliği devam ettirmek amacıyla, eylemin toplumda ve ekonomik hayatta yaratabileceği etkiler ile işlenme oranında ortaya çıkabilecek artışların kamu düzeni ve güvenliğine etkisini de dikkate alarak, ceza siyasetinin bir gereği olarak takdir yetkisi kapsamında banka mensupları tarafından işlenen zimmet suçunu, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlemek yerine Bankacılık Kanunu’nda özel bir düzenleme yaparak daha ağır bir yaptırıma tâbi tutmasında hukuk devleti ilkesine aykırılık bulunmamaktadır…”hükmünü vermiştir.

5411 sayılı Bankacılık Kanununda zimmet suçu ayrı bir maddede detaylı bir şekilde düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un 160. maddesi;

“Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkûm edilirler.

Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde faile on iki yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası verilir; ancak, adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi hâlinde mahkemece re’sen ödettirilmesine hükmolunur.

Faaliyet izni kaldırılan veya Fona devredilen bir bankanın; hukuken veya fiilen yönetim ve denetimini elinde bulundurmuş olan gerçek kişi ortaklarının, kredi kuruluşunun kaynaklarını, kredi kuruluşunun emin bir şekilde çalışmasını tehlikeye düşürecek şekilde doğrudan veya dolaylı olarak kendilerinin veya başkalarının menfaatlerine kullandırmak suretiyle, kredi kuruluşunu her ne suretle olursa olsun zarara uğratmaları zimmet olarak kabul edilir. Bu fiilleri işleyenler hakkında on yıldan yirmi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur; ancak, adlî para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Ayrıca, meydana gelen zararın müteselsilen ödettirilmesine karar verilir.

(Ek fıkra: 2/1/2017-KHK-687/4 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7076/4 md.) Bankacılık mevzuatı ile bankacılık usul ve prensiplerine uygun kredi kullandırma, bu kredileri temdit etme veya ek kredi kullandırma, taksitlendirme, teminata bağlama yahut sair yöntemlerle yeniden yapılandırma işlemleri zimmet suçunu oluşturmaz.

Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.

Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Bu durumun hükümden önce gerçekleşmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.

Zimmet suçunun konusunu oluşturan para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.”

hükmünü amirdir. Görüleceği üzere, söz konusu hükmün birinci fıkrası yalın (basit-adi) zimmet suçunu, ikinci fıkrası suçun nitelikli halini, üçüncü fıkrası doktrinde varsayımsal zimmet suçu olarak adlandırılan suçu, dördüncü fıkrası zimmet suçunu oluşturmayacak davranışları, beşinci, altıncı ve yedinci fıkralar ise indirim nedenlerini göstermektedir.

Zimmet suçunun oluşabilmesi için, her şeyden önce zimmete geçirilen para veya diğer varlıkların bankaya ait olması gerekir.

Zimmet suçunun söz konusu olabilmesi için aranan bir diğer ön şart ise, zimmete geçirilen şeyin faile görevi nedeniyle tevdi edilmiş olması veya failin görevi nedeniyle muhafaza denetim ya da sorumluluğu altında bulunmasıdır. Tevdi ilgilinin görevi ile ilgili değilse zimmet suçu oluşmayacaktır. Bu çerçevede, görevi nedeniyle zilyet olmadığı bir malı alan memur, örneğin hırsızlık suçundan sorumlu olabilirse de zimmet suçunu işlemiş sayılmaz.

Bu suçun maddi unsuru, banka mensubunun kendisine görevi nedeniyle tevdi olunan veya koruması, denetimi veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları mal edinmesi yani şey üzerinde, o şeyin zilyetliği ile bağdaşmayan bir kısım davranışlarda bulunması, söz konusu değerleri kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesidir.

Zimmete geçirmeden amaç, zimmete konu eşya üzerinde zilyetlikle bağdaşmayacak bir takım işlemlerde bulunulması, yani eşya üzerinde malik gibi tasarrufta bulunulması, zilyetliğin mülkiyete dönüştürülmesidir. Zimmete geçirmek, gerek öğretide gerek yargı içtihatlarında “mal edinmek” olarak ifade edilmektedir. Bu noktada, zimmet suçunun en önemli özelliğini oluşturan “mal edinme” amacı, 5411 sayılı Kanunun 160. maddesi çerçevesinde ilgili bankanın malvarlığına yönelmektedir. Zira banka mensubu tarafından zimmet suçu işlenebilmesi için mal edinme amacının, kendisine görev nedeniyle devredilmiş muhafazasına veya denetim ve sorumluluğuna bırakılan para ve sair varlıklar üzerinde icrai hareketlere dönüşmesi gerekmektedir. Nitekim mal edinme amacıyla işlenen zimmet suçunun sonucunda bankanın malvarlığında da azalma meydana gelmektedir.

Zimmete geçirme biçiminin suçun oluşumu açısından her hangi bir önemi bulunmamakta olup, banka mensubunun zimmete konu şey üzerinde, o şeyin kendisine tevdi edilmesinin gayesi dışında, zilyetlikle bağdaşmayacak şekilde tasarrufta bulunması, yani zilyetliğin fiilen mülkiyete dönüştürülmesi yeterlidir. Suç konusu eşya üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmak, yani satma, kullanma, harcama veya tüketme zimmete geçirme anlamına gelecektir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, zimmet suçunun herhangi bir banka müşterisinin hesabı kullanılmak suretiyle veya bankanın müşterisi olmayan bir kişinin zimmet suçunun işlenmesine uygun kişisel bilgileri kullanılarak ya da gerçekte var olmayan bir kişinin varmış gibi gösterilerek işlenmiş olması arasında fark bulunmamaktadır.

Mevduat sahibinin talimatı ile üçüncü kişilere ödeme yapılması bir şekle tabi değildir. Bu bağlamda, sözlü talimat durumunda dahi işlem yapılması mümkündür. Ancak, hesap sahibinin talimatının alınmadığını iddia etmesi durumunda ispat sorunu ortaya çıkacaktır. Kaldı ki, hesap sahibinin talimatı olmadan (yetkisiz temsilciye ödeme, sahte talimat, bankanın hataya düşmesi gibi) hesabından bankaca üçüncü kişilere ödemede bulunulması kural olarak mudiyi bağlamaz. Bu durumda zarara banka katlanacak olup, anılan husus olayın özel hukuku ilgilendiren yönüdür. Ancak, hesap sahibinin talimatı alınmaksızın yapılan ödemeler, Yargıtay’ın eski tarihlerde vermiş olduğu kararlarında, suçun işleniş tarihine göre emniyeti suistimal veya zimmet olarak değerlendirilmiştir. 

Müşterinin hesapları üzerinde talimatına uygun hareket edilmemesi banka görevlilerinin tevdi amacı dışında, malik gibi hareket ettiklerini gösterir. Zira her mudi kendi hesabı üzerinde dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahip olduğu gibi, onun menfaatine görünse dahi, kendi bilgi ve talimatı olmaksızın yapılan her hareket, banka görevlisinin sorumluluğunu gerektirecektir. Nitekim, yapılan işlemin mudi iradesine ve/veya menfaatine uygun olup olmadığını banka görevlisi değil, hesap sahibi takdir edecek olup, banka görevlisinin görevi talimat dışı veya talimatsız işlem yapmak değil, mevzuat çerçevesinde hesap sahiplerinin talimatlarını yerine getirmektir. Bu durum banka görevlilerinden beklenen özen yükümlülüğünün, bankalara duyulan güvenin bir tezahürüdür. Aksi halde, banka görevlilerinin mudi yakını, şirketi, alacaklısı olsa dahi, mudi talimatı olmaksızın yapmış oldukları işlemler nedeniyle, eylemin gerçekleşme tarihine göre zimmet suçlaması ile karşı karşıya kalmaları kaçınılmaz olacaktır.

Kanunda zimmet suçunun oluşması için öngörülen “tevdi” kelimesiyle, zimmete konu şeyin yani para ve diğer varlıkların banka mensubuna teslim olunması ifade edilmektedir. Malın zilyetliğinin görev nedeniyle verilip verilmediği banka personelinin çalışma esaslarını düzenleyen banka mevzuatına göre belirlenecektir. Bu çerçevede tevdi, banka personeline “görevi dolayısıyla” yapılmış olmalıdır. Bu nedenle, tevdi görevi nedeni ile değil de başka sebeplerle, örneğin kişisel güven nedeni ile yapılmış ise, zimmet suçu oluşmaz. Bu ihtimalde duruma göre emniyeti suistimal, hırsızlık ya da başka bir suçun varlığından bahsetmek mümkündür.

5411 sayılı Kanuna göre zimmet suçu banka mensubunun kendisine görevi nedeniyle tevdi olunan veya koruması ve gözetimi altında bulunan;

  • Para,
  • Para yerine geçen evrak veya senetler,
  • Diğer mallar üzerinde işlenebilecektir.

Kanun metninde geçen “para” kavramı yasal olarak tedavül eden yerli ve yabancı paralar ile milli ziynet altınlarını, “diğer mallar” veya “para yerine geçen evrak veya senetler” kavramları ise menkul kıymetleri, itibari amme kağıtları ve devlet tahvilleri ile ekonomik bir değeri bulunan bütün maddi şeyleri ifade etmektedir. Bu ifade, zimmet suçunun konusunun oldukça geniş tutulmasına ve ekonomik değeri olan tüm nesnelerin suçun konusunu oluşturmasına imkan tanımıştır.

Bankacılık zimmeti suçunun manevi unsuru kast olup, suç doğrudan veya muhtemel kast ile işlenebilir. Failde genel kastın bulunması suçun manevi unsurunun oluşması için gerekli ve yeterlidir.

Suçta aranan kast bakımından değinilmesi gereken bir durum da kullanma zimmetidir. Zimmetin bu türünde mal edinme amacı ve isteği olmaksızın, geçici bir süre ile malın tahsis amacına aykırı olarak ve tahsis amacı dahilinde kullanılmasına engel olacak şekilde kullanımı söz konusudur. Yargıtay bir kararında; “….Sanığın amacı idareye ait paraları temellük etmek olmayıp, bu parayı kullanmak ve bu yolla kendisine çıkar sağlamaktır. Paranın 10 ve 23 gün gibi kısa sürelerle kullanılıp, nemasından yaralandıktan sonra hiçbir uyarı olmadan iade edilmesi biçiminde oluşan eylem kullanma zimmeti suçunu oluşturur…” görüşüne yer vermiş, dolayısıyla kullanma zimmetinin, esas itibariyle zimmet suçunun özel bir görünümü niteliğinde olduğunu ve bu suça özelliğini veren hususun, zimmete geçirilen bankaya ait paranın geçici olarak kullanma niyetiyle alınması ve hiçbir uyarı olmadan iade edilmesi olduğunu belirtmiştir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 27/05/1991 tarihli ve E: 1991/135, K: 1991/170 sayılı karar)

Suçun ağırlaştırıcı nedenle işlenmesi halinde ortaya çıkacak nitelikli zimmet halinde ise, failin zimmet kastının yanı sıra bankayı aldatacak ve eylemin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunma kastı, yani suçu gizleme kastının da bulunması gerekir.

5237 sayılı Kanunun 247. maddesi uyarınca zimmet oluşturacak fiilin faili sadece kamu görevlileri iken, bankacılık zimmetinin failleri 160. maddede “banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları” olarak ifade edilmiştir. 5237 sayılı Kanundan farklı olan diğer bir taraf ise, zimmet suçu TCK uyarınca sadece kamu görevlileri tarafından işlenebilmekte iken, kamu görevlisi olmayan banka personelinin bankacılık zimmetinin faili olarak düzenlenmiş olmasıdır.

Bankacılık zimmeti suçunun failleri arasında kullanılan “diğer mensupları” ifadesi, bankanın diğer tüm personelini ifade etmek amacıyla öngörülmüştür. Banka mensubundan kasıt, bankanın her kademedeki personelidir. Bu çerçevede suçun kredi kullandırılmak suretiyle işlenmesi halinde, kredi ilişkisini tevdi amacı dışında oluşturan banka mensupları, duruma göre yönetim kurulu üyeleri, genel müdür ya da yardımcıları, kredi komitesi üyeleri, bölge ve şube müdürleri, fail olabileceklerdir. Burada önemli olan husus, sayılan kişilerin esas itibariyle bankaya organik bir bağ ile bağlı olmalarıdır.

Kredi kullandırılan kişinin kredi değerliliği hakkında yapılan araştırmanın olumsuz sonuçlanmasına rağmen menfaat karşılığı kredi verilmesi veya kişinin bu durumunun ortaya çıkmamasını sağlamak için gerekli inceleme yapılmaksızın kredi verilmesi de bankacılık zimmeti suçuna vücut verecek olup, bu şekilde işlenen zimmet suçunda,  banka mallarının korunması ve gözetimi yükümlülüğü altında olan banka yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere bankanın kredi verme konusundaki organizasyon şeması faili saptarken esas alınacak, faillik ve iştirak kuralları gereğince, banka haricindeki kişiler ya da kredi açma konusunda görevli olmayan banka çalışanları da iştirak durumuna göre fail konumundaa olabilecektir.

Bu suçun mağduru, kendisine ait para ve sair varlıklar zimmete geçirilen Banka’dır. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu uyarınca banka ibaresi, Türkiye’de kurulu bir banka (mevduat bankaları ve katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarını) ya da yurt dışında kurulu bankaların Türkiye’deki şubelerini ifade eder.

Suç, zimmete geçirme fiillerinin gerçekleştiği anda yani failin banka malını kendisi malı gibi kullandığı anda tamamlanmaktadır. Suçun oluşması için failin malları mutlaka kendi zimmetine geçirmesine gerek yoktur, bir başkasının zimmetine geçirmesi de yeterlidir. Dolayısıyla, zimmete geçirme failin kendi yararına olabileceği gibi, üçüncü bir şahsın yararına da gerçekleştirilebilir.

Uygulamada özellikle kredi kullandırılmak suretiyle işlenen zimmet suçunun işleniş tarihine ilişkin olarak tereddütler ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda kredinin geri ödenmeyeceği bilinerek ve yeterli teminatlar alınmaksızın verilen kredilerde suçun işlenme anının kredinin verildiği tarih olduğu açıktır. Ancak kredinin verilmesinden sonra borcun yeniden yapılandırılması anında da zimmet suçunun işlenmesi mümkündür. Zira, kredinin bankanın aleyhine bir şekilde banka mensubunun kendisine veya üçüncü bir şahsa menfaat temini suretiyle yeniden yapılandırılması halinde de zimmet suçu oluşacaktır. Bu durumda suçun işleniş tarihi, kredinin yeniden yapılandırıldığı (temdit edildiği veya yenilendiği) tarih olmalıdır.

Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi durumu, ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir. Ağırlaştırıcı neden gerçekleştiğinde zimmet suçunun nitelikli (vasıflı) hali söz konusu olmaktadır.

5411 sayılı Kanun nitelikli zimmetin tespitinde “suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi” kriterini kabul etmiştir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 18.03.2009 tarih ve E:2008/9502, K:2009/3119 sayılı kararında, “…01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 160/2. maddesinde basit ve nitelikli zimmet fiillerinin ayırımında “suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi” kriteri kabul edilerek, “bankayı aldatıcılık” unsuru kaldırıldığı cihetle, bu tarihten sonra basit bir inceleme ile ilk bakışta anlaşılamayan, tediye fişlerine müşteri adına atılan paraf ve imza gibi her türlü hileli hareketin eylemi nitelikli zimmet suçu haline getireceği gözetilerek, sanığın 01.11.2005 tarihinden sonraki fiillerinden nitelikli zimmet vasfında olanlarının tespiti ile sanığa 5411 sayılı Yasa’nın 160/2. maddesinin ikinci cümlesinde öngörüldüğü şekilde hürriyeti bağlayıcı ceza tayin edilerek adli para cezasının da bu fiiller bakımından banka zararının üç katından az olmamak üzere belirlenmesi gerektiği nazara alınmadan suç vasfında yanılgıyla, fiilin basit zimmet kabul edilerek, yazılı şekilde eksik ceza tayini…” bozma gerekçesi sayılmıştır(Yar rgıtay 7. CD.’nin 18.03.2009 tarih ve  E:2008/9502, K:2009/3119

Yargıtay 7. Ceza Dairesi, dosyanın üniversitelerden bankacılık konusunda uzmanlaşmış bir öğretim görevlisi, bir ceza hukukçusu ile bankacılık konusunda fiilen görev yaparak uzmanlaşmış bir kişiden oluşturulacak bilirkişi heyetine tevdi edilerek nitelikli zimmet ve basit zimmet miktarlarının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde her bir işlem bakımından ayrı ayrı basit/nitelikli zimmet olup olmadıklarının tespit edilmesi gerektiğini 28/01/2011 tarih ve E:2010/12075, K:2011/1239 sayılı kararında ifade etmiştir.

Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi ve kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi ile zimmet suçunun konusunu oluşturan para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların değerinin azlığı indirim nedeni olarak düzenlenmiştir. Burada değer azlığı belirlenirken objektif kriterler esas alınmalıdır.

Çok değersiz bir şeyin, örneğin bir dosya kağıdının banka personeli tarafından kişisel gereksinimi için kullanılmasında zimmet suçu oluşmaz. Burada suç konusu şey üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmak, gerek süre gerekse biçim itibariyle hoşgörü ile karşılanmakta, yani karşımıza müsamaha edilen zimmet çıkmaktadır.

Bankacılık zimmeti suçuna teşebbüs mümkün değildir. Zira, para veya diğer mallar mülkiyete geçirildiği anda suç meydana gelmiş olur. Daha önce, yani mülkiyete geçirilmeden elde bulundurma ise suç teşkil etmemektedir.

Zimmet suçuna iştirak her şekli ile mümkündür. Bu konuda genel hükümler uygulanır. Zimmet suçunda içtima konusunda da genel hükümler uygulanır. Örneğin, 5411 sayılı  Kanunun 160. maddesinde düzenlenen zimmet suçu, aynı Kanunun 156. maddesinde düzenlenen işlemlerin kayıt dışı bırakılması ve gerçeğe aykırı muhasebeleştirme suçunu da oluşturabilir ve fail her iki suçtan ayrı ayrı cezalandırılır. Nitekim somut duruma göre fikri ictima ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanması ve/veya fiilin nitelikli zimmet olarak değerlendirilmesi mümkün olabilecektir.     

5411 sayılı Bankacılık Kanununun “Kovuşturma Usulü” başlıklı üçüncü bölümünün “Yazılı başvuru ve müdahale” başlıklı 162. maddesi,

“Bu Kanunda belirtilen suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma yapılması, Kurum veya Fon tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına bağlıdır. Bu başvuru muhakeme şartı niteliğindedir. Ancak, 160 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturmalar Kurumun veya Fonun yazılı bildirimi üzerine veya gecikilmesinde sakınca görülen hallerde re’sen Cumhuriyet savcılarınca yapılır ve Kurum ve Fon haberdar edilir. Bu fikra uyarınca yapılan soruşturmalar neticesinde açılan kamu davalarında, Kurumun veya Fonun başvuruda bulunması hâlinde, bunlar başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanırlar.

İtibarın zedelenmesi, sırların açıklanması ve zimmet suçlarından dolayı ilgililerin dava hakkı ile 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri saklıdır”

hükmünü amirdir. Bu düzenlemeye göre, Bankacılık Kanunundaki suçlar takibi şikayete bağlı suçlar olup, suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından Cumhuriyet Başsavcılıklarına yapılacak yazılı başvurulara bağlıdır. Bu başvuru Kanun hükmü gereğince muhakeme şartı niteliğinde olduğundan, yazılı başvuru olmadan savcılıklarca re’sen kovuşturma ve soruşturma yapılamaz, yapılmış olsa da davanın açılmasına karar verilemez.

Uygulamada Savcılıklar tarafından soruşturma aşamasında Kurum veya Fon bilgilendirilmekte ve başvuruları alınmaktadır. Kurum veya Fon’un başvurusu olmadan hazırlanan iddianameler Mahkemelerce iade edilmekte, bir şekilde dava açılmışsa bu durumda da durma kararı verilerek Kurum veya Fon’dan başvuruda bulunup bulunmayacakları sorulmaktadır.

5411 sayılı Kanunun 163 ila 167. maddelerinde de kovuşturma usulüne ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, “itiraz ve bildirim”, “özel görev”, “bilirkişi incelemesi”, “özel soruşturma ve kovuşturma” ve “infaz” düzenlenmiştir.

Bankacılık zimmeti suçunun yalın halinin yaptırımı, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ve bankanın uğradığı zararın tazminidir. İkinci fıkrada düzenlenen nitelikli halinin yaptırımı, on iki yıldan az olmamak üzere hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası olup adli para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz. Üçüncü fıkrada düzenlenen nitelikli halinin yaptırımı, on yıldan yirmi yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası olup adlî para cezasının miktarı bankanın uğradığı zararın üç katından az olamaz.

Soruşturma başlamadan önce, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte ikisi indirilir.

Kovuşturma başlamadan önce, gönüllü olarak, zimmete geçirilen para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların aynen iade edilmesi veya uğranılan zararın tamamen tazmin edilmesi hâlinde, verilecek cezanın yarısı indirilir. Bu durumun hükümden önce gerçekleşmesi hâlinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.

Zimmet suçunun konusunu oluşturan para veya para yerine geçen evrak veya senetlerin veya diğer malların değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir.

Yorumlar

Henüz yorum yok.

Yorum Gönder

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir