Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026 tarihli kararıyla, boşanan eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasına imkân tanıyan düzenleme iptal edilmiş ve Türk aile hukukunda yeni bir tartışma dönemi başlamıştır. Karar, yoksulluk nafakasını tamamen ortadan kaldırmamakta; yalnızca nafakanın süresiz olarak devam etmesini öngören mevcut sistemi sona erdirmektedir. Bununla birlikte iptal hükmünün yürürlüğü dokuz ay ertelendiğinden, mevcut nafaka kararları kendiliğinden sona ermemekte ve yeni bir yasal düzenleme yapılması beklenmektedir. Süresiz nafaka konusu, boşanma sonrası ekonomik dayanışma, sosyal devlet ilkesi, mülkiyet hakkı ve hakkaniyet dengesi bakımından uzun yıllardır hukuk dünyasında tartışılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce 2009 ve 2012 yıllarında Anayasa’ya uygun bulduğu düzenlemeyi 2026 yılında iptal etmesi, nafaka hukukunda önemli bir içtihat değişikliğine işaret etmektedir. Yargıtay’ın son dönem kararları da yoksulluk nafakasının otomatik bir hak olmadığını, gerçek yoksulluk ve gerçek ödeme gücü kriterlerinin her somut olayda ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Önümüzdeki süreçte TBMM tarafından yapılacak yeni düzenleme ile nafakanın süresi, şartları ve uygulanma esaslarının yeniden şekillenmesi beklenmektedir. Bıçak Hukuk Bürosu, nafaka davaları, nafaka kaldırma ve azaltma davaları, boşanma uyuşmazlıkları ve aile hukuku alanındaki diğer süreçlerde müvekkillerine kapsamlı hukuki danışmanlık ve dava takip hizmetleri sunmaktadır.
Süresiz Nafaka Kaldırıldı mı? Yoksulluk Nafakası Rehberi
Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026 tarihinde verdiği karar, Türk aile hukukunda son yılların en önemli gelişmelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Mahkeme, Türk Medeni Kanunu‘nun 175. maddesinde yer alan ve yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” talep edilmesine imkân tanıyan düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etmiştir. Kararın açıklanmasının ardından kamuoyunda “süresiz nafaka kaldırıldı“, “nafaka ödemeleri sona erdi” veya “artık nafaka verilmeyecek” şeklinde çok sayıda yorum yapılmışsa da, bu değerlendirmelerin önemli bir kısmı hukuki açıdan eksik veya hatalıdır.
Öncelikle belirtilmelidir ki Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, mevcut nafaka borçlarının aynı gün sona erdiği anlamına gelmemektedir. Mahkeme, iptal hükmünün yürürlüğe girmesini dokuz ay süreyle ertelemiş ve bu süre içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni bir düzenleme yapabilmesine olanak tanımıştır. Dolayısıyla bugün itibarıyla mevcut nafaka kararları hukuki varlıklarını sürdürmekte olup, nafaka yükümlülerinin tek taraflı iradeleriyle ödemeleri durdurmaları ciddi hukuki sonuçlara yol açabilecek niteliktedir.
Bununla birlikte verilen karar, yaklaşık yirmi yıldır devam eden süresiz nafaka tartışmalarında yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Kararın gerekçesi henüz yayımlanmamış olmakla birlikte, Türk hukukunda boşanma sonrası ekonomik dayanışmanın kapsamı, nafakanın süresi, mülkiyet hakkı ile sosyal devlet ilkesi arasındaki denge ve boşanma sonrası mali yükümlülüklerin sınırları önümüzdeki dönemde daha yoğun şekilde tartışılacaktır.
Süresiz Nafaka Nedir?
Kamuoyunda “süresiz nafaka” olarak bilinen kurum, aslında Türk Medeni Kanunu‘nun 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakasından ibarettir. Kanuna göre boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan ve boşanmaya sebep olan olaylarda diğer eşe göre daha ağır kusurlu olmayan taraf, diğer eşten mali gücü oranında nafaka talep edebilmektedir. Uzun yıllardır tartışılan husus ise kanun metninde yer alan “süresiz olarak” ifadesidir. Anayasa Mahkemesi’nin 2026 yılında iptal ettiği bölüm de tam olarak bu ibaredir. Dolayısıyla Mahkeme yoksulluk nafakası kurumunu bütünüyle ortadan kaldırmamış, yalnızca mevcut sistemde yer alan süresizlik anlayışını anayasal denetime tabi tutarak iptal etmiştir. Bu nedenle “nafaka tamamen kaldırıldı” şeklindeki değerlendirmeler hukuki gerçekliği tam olarak yansıtmamaktadır.
Yoksulluk nafakasının amacı boşanma nedeniyle ekonomik açıdan zor duruma düşecek eşin korunmasıdır. Bu kurumun temelinde, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da belirli ölçüde ekonomik dayanışmanın devam etmesi gerektiği düşüncesi yer almaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de önceki kararlarında yoksulluk nafakasını sosyal devlet ilkesiyle ilişkilendirmiş ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen eşin korunmasının meşru bir amaç olduğunu vurgulamıştır (AYM, 25.06.2009, E.2005/56, K.2009/94; AYM, 17.05.2012, E.2011/136, K.2012/72).
Burada önemle belirtilmesi gereken bir diğer husus, yoksulluk nafakasının iştirak nafakası ile karıştırılmaması gerektiğidir. İştirak nafakası çocuk lehine hükmedilen ve çocuğun bakım, eğitim ve gelişim giderlerine katkı amacı taşıyan bir nafaka türüdür. Anayasa Mahkemesi’nin son kararı iştirak nafakasını etkilememekte, yalnızca eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi ilgilendirmektedir.
Türk hukukunda her boşanan eş otomatik olarak yoksulluk nafakası alamamaktadır. Nafaka talep eden kişinin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması, diğer eşe göre daha ağır kusurlu bulunmaması ve nafaka yükümlüsünün ödeme gücüne sahip olması gerekmektedir. Yargıtay son yıllarda bu şartları daha sıkı şekilde değerlendirmeye başlamıştır. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, tarafların her ikisinin de işçi olarak çalıştığı ve gelirlerinin birbirine yakın olduğu bir uyuşmazlıkta kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakasını bozmuş, boşanma nedeniyle gerçek anlamda bir yoksullaşmanın ortaya çıkmadığı sonucuna ulaşmıştır (Yargıtay 2. HD, 10.09.2025, E.2025/169, K.2025/7063).
Benzer şekilde Yargıtay, akıl hastası ve engelli olan, çalışma imkânı bulunmayan ve herhangi bir gelir elde etmeyen erkek aleyhine hükmedilen yoksulluk nafakasını da hukuka aykırı bularak bozmuştur. Bu karar, nafaka hukukunda yalnızca nafaka isteyen eşin değil, nafaka ödeyecek kişinin de ekonomik durumunun dikkate alınması gerektiğini göstermektedir (Yargıtay 2. HD, 02.12.2025, E.2025/3542, K.2025/10509).
Yoksulluk nafakası etrafında yürütülen tartışmaların temelinde de bu denge arayışı bulunmaktadır. Bir tarafta boşanma nedeniyle ekonomik olarak korunmaya ihtiyaç duyan eşin menfaatleri yer alırken, diğer tarafta nafaka yükümlüsünün süresiz ve belirsiz bir mali yük altında bırakılmasının hakkaniyete uygun olup olmadığı sorusu bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin 2026 yılında verdiği karar, işte bu tartışmanın yeni bir aşamaya taşındığını göstermektedir.
Anayasa Mahkemesi Süresiz Nafaka Konusunda Daha Önce Ne Karar Vermişti?
Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026 tarihinde verdiği iptal kararını doğru değerlendirebilmek için, Mahkeme’nin konuya ilişkin önceki yaklaşımının bilinmesi gerekir. Zira kamuoyunda ilk kez gündeme gelmiş gibi algılansa da, “süresiz nafaka” meselesi yaklaşık yirmi yıldır Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelmekte ve farklı dönemlerde anayasal denetime konu olmaktadır. Dikkat çekici olan husus, Anayasa Mahkemesi’nin 2026 yılına kadar süresiz nafaka düzenlemesini Anayasa’ya uygun bulmuş olmasıdır. Başka bir ifadeyle, 2026 tarihli iptal kararı yalnızca yeni bir değerlendirme değil, aynı zamanda Mahkeme’nin uzun yıllar boyunca sürdürdüğü yaklaşımından önemli ölçüde ayrıldığı bir içtihat değişikliğini ifade etmektedir.
2009 Tarihli Karar: Sosyal Dayanışma Vurgusu
Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafaka konusundaki ilk önemli kararlarından biri 25 Haziran 2009 tarihli karardır (AYM, 25.06.2009, E.2005/56, K.2009/94). Bu kararda Mahkeme, yoksulluk nafakasını yalnızca teknik bir aile hukuku kurumu olarak değerlendirmemiş, aynı zamanda sosyal devlet ilkesinin ve evlilik sonrası dayanışma düşüncesinin bir uzantısı olarak ele almıştır. Mahkemeye göre nafaka, boşanma sonrasında ekonomik açıdan güçsüz duruma düşen eşin asgari yaşam koşullarını korumayı amaçlayan bir kurumdur. Kararda özellikle nafakanın bir ceza olmadığı, nafaka alacaklısını zenginleştirmeyi hedeflemediği ve sosyal dayanışma işlevi gördüğü vurgulanmıştır.
Daha da önemlisi Mahkeme, kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “ömür boyu nafaka” eleştirilerine karşı, nafakanın mutlak ve değiştirilemez bir yükümlülük olmadığını belirtmiştir. Karara göre nafaka alacaklısının yoksulluğunun ortadan kalkması, yeniden evlenmesi veya koşulların değişmesi halinde nafaka sona erebileceği gibi, nafaka yükümlüsünün ekonomik durumundaki değişiklikler de dikkate alınabilecektir (AYM, 25.06.2009, E.2005/56, K.2009/94). Bu yaklaşım, ilerleyen yıllarda Mahkeme’nin konuya ilişkin değerlendirmelerinin temelini oluşturmuştur.
2012 Tarihli Karar: “Süresiz” İbaresinin Anayasa’ya Uygun Bulunması
Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafaka konusundaki en önemli kararlarından biri ise 17 Mayıs 2012 tarihinde verilmiştir (AYM, 17.05.2012, E.2011/136, K.2012/72). Bu kararda Mahkeme doğrudan Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresini incelemiş ve Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme’nin gerekçesi dikkat çekicidir. Öncelikle “süresiz” kavramının yanlış yorumlandığını belirtmiş ve bu ibarenin mutlaka ömür boyu nafaka ödeneceği anlamına gelmediğini ifade etmiştir. Mahkemeye göre Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesinde yer alan hükümler sayesinde nafaka çeşitli durumlarda sona erebilmekte, azaltılabilmekte veya kaldırılabilmektedir. Anayasa Mahkemesi ayrıca boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasının sosyal devlet ilkesinin bir gereği olduğunu vurgulamış ve boşanmanın ekonomik sonuçlarının tamamen güçsüz eşin üzerinde bırakılmasının hakkaniyete uygun olmayacağını belirtmiştir (AYM, 17.05.2012, E.2011/136, K.2012/72). Bugün 2026 tarihli iptal kararını değerlendirirken en önemli sorulardan biri de budur: Aynı Mahkeme, 2012 yılında Anayasa’ya uygun bulduğu bir düzenlemeyi 2026 yılında neden Anayasa’ya aykırı bulmuştur? Bu sorunun kesin cevabı ancak gerekçeli karar yayımlandığında verilebilecektir.
2015 Başvurusu: On Yıllık Bekleme Kuralı
2012 tarihli ret kararından sonra Ankara 5. Aile Mahkemesi tarafından aynı düzenlemenin iptali yeniden talep edilmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu esastan incelememiştir (AYM, 17.06.2015, E.2015/57, K.2015/58). Bunun sebebi Anayasa’nın 152. maddesinde yer alan özel bir usul kuralıdır. Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü işin esasına girerek Anayasa’ya uygun bulmuşsa, aynı hüküm hakkında on yıl geçmeden yeniden itiraz yoluna başvurulamaz. Mahkeme bu nedenle 2012 tarihli kararın üzerinden henüz on yıl geçmediğini belirterek başvuruyu reddetmiştir. Bu kararın önemi, süresiz nafaka düzenlemesinin o tarihte yeniden değerlendirilmediğini göstermesidir. Başka bir ifadeyle Mahkeme 2015 yılında görüş değiştirmemiş, yalnızca anayasal usul kurallarını uygulamıştır.
2025 Antalya Başvurusu: Esasa Girilmeden Verilen Ret Kararı
Süresiz nafaka tartışmaları devam ederken Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yeniden Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuştur. Ancak bu başvuru da esastan incelenmemiştir (AYM, 27.03.2025, E.2025/91, K.2025/82). Mahkeme, önündeki uyuşmazlığın mevcut nafakanın artırılması veya kaldırılması talebine ilişkin olduğunu, bu nedenle Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresinin somut olayda uygulanacak norm niteliğinde bulunmadığını değerlendirmiştir. Bu nedenle başvuru yine usulden reddedilmiştir. Dolayısıyla kamuoyunda zaman zaman dile getirilen “Anayasa Mahkemesi 2025 yılında süresiz nafakayı kaldırdı” şeklindeki değerlendirmeler doğru değildir. 2025 tarihli karar bir iptal kararı olmayıp yalnızca usulden verilmiş bir ret kararından ibarettir.
2026 Kararı: On Dört Yıllık İçtihadın Değişmesi
4 Haziran 2026 tarihinde verilen karar ise önceki tüm süreçlerden farklıdır. Bu kez Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresini iptal etmiş ve iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay süreyle ertelemiştir. Böylece Mahkeme ilk kez süresiz nafaka sisteminin mevcut haliyle devam etmesini Anayasa’ya uygun bulmamıştır. Kararın gerekçesi henüz yayımlanmamış olmakla birlikte, anayasal tartışmanın merkezinde ölçülülük ilkesi, mülkiyet hakkı, hukuk devleti ilkesi, aile hayatına saygı ve hakkaniyet ilkelerinin bulunduğu değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte, iptal kararının yoksulluk nafakasını tamamen ortadan kaldırmadığını özellikle belirtmek gerekir. Mahkeme yalnızca mevcut sistemdeki “süresiz” niteliği iptal etmiş; boşanma nedeniyle ekonomik olarak korunmaya ihtiyaç duyan eşlerin desteklenmesi gerektiği yönündeki temel anlayışı reddetmemiştir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl tartışma, yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılıp kaldırılmayacağı değil; hangi süreyle, hangi şartlarda ve hangi ölçütlere göre uygulanacağı olacaktır.
Yargıtay’ın Son Yıllardaki Nafaka Yaklaşımı
Anayasa Mahkemesi’nin 2026 tarihli iptal kararı kamuoyunda büyük yankı uyandırmış olsa da, gerçekte Türk aile hukukundaki dönüşümün yalnızca Anayasa Mahkemesi ile başlamadığını belirtmek gerekir. Son yıllarda Yargıtay’ın yoksulluk nafakasına ilişkin kararları incelendiğinde, yüksek mahkemenin giderek daha somut, daha ekonomik gerçeklere dayalı ve daha sıkı bir değerlendirme yaptığı görülmektedir. Özellikle 2025 yılında verilen bazı kararlar, yoksulluk nafakasının otomatik bir sonuç olarak görülmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay artık yalnızca nafaka isteyen eşin ekonomik durumunu değil, nafaka ödeyecek kişinin mali gücünü, çalışma kapasitesini ve gerçek yaşam koşullarını da ayrıntılı biçimde değerlendirmektedir. Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesi’nin 2026 yılında verdiği iptal kararının arka planını anlamak açısından da önem taşımaktadır.
Çalışan ve Geliri Bulunan Eş Her Zaman Nafaka Alabilir mi?
Kamuoyunda yaygın şekilde karşılaşılan yanlış inanışlardan biri, boşanan kadının her durumda yoksulluk nafakası alacağı yönündedir. Oysa Türk hukukunda böyle bir kural bulunmamaktadır. Yoksulluk nafakasının temel şartı, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmaktır. Eğer nafaka talep eden kişi boşanma sonrasında da kendi geçimini sağlayabilecek ekonomik güce sahipse, yoksulluk nafakası talebi reddedilebilmektedir. Bu husus Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 10 Eylül 2025 tarihli kararında açıkça ortaya konulmuştur (Yargıtay 2. HD, 10.09.2025, E.2025/169, K.2025/7063). Söz konusu olayda tarafların her ikisinin de işçi olarak çalıştığı ve gelirlerinin birbirine yakın olduğu tespit edilmiştir. İlk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmetmiş olmakla birlikte, Yargıtay farklı bir sonuca ulaşmıştır. Yargıtay kararında, tarafların gelirlerinin birbirine yakın olduğu, ekonomik güç bakımından belirgin bir farklılık bulunmadığı ve bu nedenle kadının boşanma sonucu yoksulluğa düşeceğinin söylenemeyeceği belirtilmiştir. Sonuç olarak kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası bozulmuştur (Yargıtay 2. HD, 10.09.2025, E.2025/169, K.2025/7063).
Bu kararın önemi son derece büyüktür. Çünkü karar, nafaka hukukunun merkezinde “kadın olmak” veya “erkek olmak” değil, gerçek ekonomik ihtiyaç ve gerçek yoksulluk olgusunun bulunduğunu göstermektedir. Dolayısıyla boşanma sonrasında düzenli gelir elde eden, ekonomik bağımsızlığa sahip olan veya gelir düzeyi diğer eşle büyük ölçüde eşit olan kişiler bakımından yoksulluk nafakası talebi her zaman kabul edilmeyebilecektir.
Nafaka Ödeyecek Kişinin Mali Gücü Ne Kadar Önemlidir?
Yoksulluk nafakası tartışmalarında çoğu zaman nafaka isteyen eşin ekonomik durumu üzerinde durulmaktadır. Oysa Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi yalnızca nafaka alacaklısının durumunu değil, nafaka yükümlüsünün mali gücünü de dikkate almaktadır. Nafaka ödeyecek kişinin ekonomik kapasitesi bulunmuyorsa veya objektif olarak gelir elde etmesi mümkün değilse, mahkemelerin bu durumu göz ardı etmesi mümkün değildir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2 Aralık 2025 tarihli kararı bu bakımdan son derece dikkat çekicidir (Yargıtay 2. HD, 02.12.2025, E.2025/3542, K.2025/10509). Somut olayda erkek taraf akıl hastasıdır. Ayrıca engelli olduğu ve çalışma gücüne sahip bulunmadığı dosya kapsamındaki delillerle sabittir. Erkek herhangi bir gelir elde etmemekte ve çalışma imkânına da sahip değildir. Buna rağmen yerel mahkeme kadın lehine yoksulluk nafakasına hükmetmiş, Bölge Adliye Mahkemesi de bu kararı onamıştır. Yargıtay ise farklı bir değerlendirme yapmıştır. Kararda açıkça, çalışamayacak durumda bulunan, engelli olan ve geliri bulunmayan bir kişinin nafaka ödeme yükümlülüğü altına sokulmasının TMK m.175’in amacına uygun olmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle kadın lehine hükmedilen yoksulluk nafakası bozulmuştur (Yargıtay 2. HD, 02.12.2025, E.2025/3542, K.2025/10509).
Bu karar, nafaka hukukunda çoğu zaman gözden kaçırılan bir ilkeyi yeniden hatırlatmaktadır: Yoksulluk nafakası bir sosyal yardım mekanizması değildir. Nafaka yükümlüsünün de insan onuruna uygun şekilde yaşayabilmesi gerekir. Geliri olmayan, çalışamayacak durumda bulunan veya ağır sağlık sorunları nedeniyle ekonomik faaliyet yürütmesi mümkün olmayan kişilere nafaka yükümlülüğü yüklenmesi her somut olayda hakkaniyete uygun olmayabilir.
Yargıtay’ın Son Dönem Kararları Bize Ne Gösteriyor?
2025 yılında verilen bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde Yargıtay’ın son yıllardaki yaklaşımı daha net ortaya çıkmaktadır. Yüksek Mahkeme, yoksulluk nafakasını kategorik veya otomatik bir kurum olarak görmemektedir. Bunun yerine her somut olayda şu sorulara cevap aramaktadır: Boşanma sonrasında gerçekten yoksulluk ortaya çıkacak mıdır? Nafaka isteyen kişi kendi gelirleriyle hayatını sürdürebilecek durumda mıdır? Tarafların ekonomik güçleri arasında belirgin bir fark bulunmakta mıdır? Nafaka yükümlüsünün ödeme kapasitesi mevcut mudur? Nafaka yükümlüsü çalışabilecek durumda mıdır? Gelir elde etmesini engelleyen sağlık sorunları veya engellilik hali bulunmakta mıdır? Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesi’nin 2026 yılında verdiği iptal kararının da daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Çünkü tartışmanın merkezinde aslında yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılması değil, gerçekten ihtiyaç sahibi olanların korunması ile nafaka yükümlüsünün ölçüsüz bir yük altına sokulmaması arasındaki dengenin kurulması bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi Kararı Sonrasında Bu Kararlar Neden Daha Da Önemli Hale Geldi?
Anayasa Mahkemesi’nin “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesi, yoksulluk nafakasının tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Ancak yeni dönemde mahkemelerin nafaka taleplerini değerlendirirken somut olayın özelliklerine daha fazla önem vermesi beklenmektedir. Bu nedenle özellikle çalışan eşler, düzenli gelire sahip kişiler, gelirleri birbirine yakın olan taraflar veya nafaka yükümlüsünün ciddi ekonomik ve sağlık sorunları bulunduğu durumlar önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacaktır. Nafaka hukukunda artık yalnızca “nafaka talep etme hakkı” değil, “nafakanın gerçekten gerekli olup olmadığı” sorusu da daha yoğun şekilde tartışılacaktır. Bu gelişmeler, boşanma davaları ve nafaka uyuşmazlıklarında profesyonel hukuki değerlendirme yapılmasını her zamankinden daha önemli hale getirmektedir.
2026 Kararı Mevcut Nafaka Borçlarını ve Devam Eden Davaları Nasıl Etkileyecek?
Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026 tarihli iptal kararının ardından kamuoyunda en çok sorulan soru, mevcut nafaka borçlarının akıbetinin ne olacağıdır. Özellikle yıllardır nafaka ödeyen kişiler ile devam eden boşanma davalarının tarafları bakımından bu sorunun önemi oldukça büyüktür. Ancak burada öncelikle belirtilmesi gereken husus, Anayasa Mahkemesi’nin kararının tek başına bütün nafaka ilişkilerini ortadan kaldıran bir sonuç doğurmadığıdır. Türk hukukunda Anayasa Mahkemesi kararlarının etkisi, kararın niteliğine, yürürlük tarihine ve uyuşmazlığın hangi aşamada bulunduğuna göre değişmektedir. Bu nedenle mevcut nafaka kararları ile devam eden davaların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Mevcut Nafaka Kararları Kendiliğinden Sona Erecek mi?
Bugün itibarıyla bu soruya verilebilecek en doğru cevap “hayır”dır. Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği husus, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresidir. Mahkeme, yoksulluk nafakası kurumunu tamamen ortadan kaldırmamış, yalnızca mevcut süresizlik modelini iptal etmiştir. Dahası, Mahkeme iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay süreyle ertelemiştir. Bu durum, kanun koyucuya yeni bir düzenleme yapma fırsatı tanınmak istendiğini göstermektedir. Dolayısıyla bugün için kesinleşmiş nafaka kararlarının kendiliğinden hükümsüz hale geldiğini söylemek mümkün değildir. Aksi yönde hareket edilmesi ve yalnızca haberlerde yer alan yorumlara dayanılarak nafaka ödemelerinin durdurulması ciddi hukuki riskler doğurabilir. Nafaka borcunun devam ettiği kabul edildiği sürece;
- icra takibi yapılabilir,
- birikmiş nafaka alacakları talep edilebilir,
- faiz işletilebilir,
- yeni uyuşmazlıklar ortaya çıkabilir.
Bu nedenle her somut olayın ayrı değerlendirilmesi gerekir.
Anayasa Mahkemesi Kararları Geriye Yürür mü?
Türk hukukunda genel kural, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarının geçmişe yürümemesidir. Anayasa’nın 153. maddesine göre iptal kararları kural olarak ileriye etkili sonuç doğurur. Bu nedenle geçmişte verilmiş ve kesinleşmiş mahkeme kararlarının otomatik olarak ortadan kalkması söz konusu değildir. Nitekim hukuk güvenliği ve hukuki istikrar ilkeleri de bunu gerektirir. Aksi bir yaklaşım benimsenseydi, yıllardır kesinleşmiş sayısız nafaka kararının yeniden tartışmaya açılması ve büyük bir hukuki belirsizlik ortaya çıkması kaçınılmaz olurdu. Bu nedenle bugün itibarıyla kesinleşmiş nafaka kararlarının varlığını sürdürdüğü kabul edilmelidir. Ancak bu durum, Anayasa Mahkemesi kararının mevcut nafaka ilişkileri üzerinde hiçbir etkisi olmayacağı anlamına da gelmemektedir. Özellikle ilerleyen dönemde açılacak nafaka kaldırma ve nafaka azaltma davalarında yeni anayasal yaklaşımın önemli bir tartışma konusu haline gelmesi beklenmektedir.
Devam Eden Boşanma Davaları Nasıl Etkilenecek?
Anayasa Mahkemesi’nin kararı bakımından en önemli alanlardan biri, henüz kesinleşmemiş olan davalardır. Boşanma davası halen ilk derece mahkemesinde görülüyorsa veya dosya istinaf ya da temyiz aşamasındaysa, tarafların hukuki durumları farklı şekilde değerlendirilebilir. Özellikle yoksulluk nafakası talebinin bulunduğu dosyalarda taraf vekillerinin Anayasa Mahkemesi’nin yeni kararını dikkate alarak hukuki stratejilerini gözden geçirmeleri gerekecektir. Burada belirleyici unsur, iptal kararının yürürlüğe giriş tarihi ile dava dosyasının bulunduğu aşama olacaktır. Özellikle geçiş döneminde mahkemelerin nasıl bir uygulama geliştireceği, Bölge Adliye Mahkemeleri ve Yargıtay’ın vereceği yeni kararlarla daha net ortaya çıkacaktır. Bu nedenle devam eden davalarda standart ve bütün dosyalar için geçerli tek bir cevap vermek mümkün değildir.
Nafaka Kaldırma Davaları Açısından Yeni Bir Dönem Başlıyor mu?
Anayasa Mahkemesi’nin kararı sonrasında en fazla artması beklenen dava türlerinden biri nafaka kaldırma davaları olacaktır. Özellikle uzun yıllardır nafaka ödeyen kişiler bakımından şu soru gündeme gelecektir: “Anayasa Mahkemesi artık süresiz nafakayı Anayasa’ya aykırı bulduğuna göre, benim mevcut nafakam da kaldırılabilir mi?” Bu sorunun cevabı her dosya bakımından farklıdır.
Bugün itibarıyla nafakanın kaldırılması için Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesinde öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Yargıtay uygulamasında özellikle şu durumlar önem taşımaktadır: Nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi, evlenmeden fiilen evli gibi yaşaması, düzenli gelir elde etmeye başlaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunda ciddi değişiklik meydana gelmesi halinde nafakanın kaldırılması ya da azaltılması gündeme gelebilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin son kararı, bu tür davalarda ileri sürülebilecek hukuki argümanları güçlendirebilir. Ancak tek başına iptal kararı, mevcut bütün nafakaların sona erdiği anlamına gelmez.
Yeni Düzenleme Çıkıncaya Kadar Ne Yapılmalı?
Mevcut durumda en sağlıklı yaklaşım, hukuki sürecin dikkatle takip edilmesidir. Öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının yayımlanması gerekmektedir. Çünkü Mahkeme’nin hangi anayasal gerekçelerle iptal kararı verdiği henüz bilinmemektedir. İkinci olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yapacağı yeni düzenleme büyük önem taşımaktadır. Süreli nafaka sistemi, hâkimin süre belirlediği bir model veya bazı istisnalar dışında süreli nafaka yaklaşımı gibi farklı seçenekler gündeme gelebilecektir. Üçüncü olarak Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri’nin yeni dönemde vereceği kararlar uygulamanın yönünü belirleyecektir. Bu nedenle nafaka borçlularının veya nafaka alacaklılarının yalnızca basında yer alan haberlerle hareket etmeleri yerine, kendi dosyalarının özelliklerine göre hukuki değerlendirme yaptırmaları daha doğru olacaktır.
İş Dünyası ve Üst Düzey Yöneticiler Açısından Kararın Önemi
İlk bakışta nafaka hukukunun yalnızca aile hukukunu ilgilendirdiği düşünülebilir. Ancak uygulamada şirket ortakları, üst düzey yöneticiler, profesyoneller ve yüksek gelir grubunda bulunan kişiler bakımından nafaka uyuşmazlıkları önemli mali sonuçlar doğurabilmektedir. Özellikle şirket hisseleri, temettü gelirleri, yurt dışı gelirleri, kira gelirleri, yatırım portföyleri ve yöneticilik ücretleri gibi unsurlar nafaka hesaplamalarında dikkate alınabilmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafakaya ilişkin yaklaşımındaki değişiklik, yalnızca aile hukuku alanında değil, servet planlaması, boşanma sonrası mali risk yönetimi ve uzun vadeli finansal yükümlülüklerin öngörülmesi bakımından da dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişmedir. Önümüzdeki dönemde yeni yasal düzenlemenin içeriği kadar, mahkemelerin bu düzenlemeyi nasıl yorumlayacağı da büyük önem taşıyacaktır.
Nafaka Ödeyenler İçin Yol Haritası: Nafaka Kaldırma ve Nafaka Azaltma Davaları
Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafaka düzenlemesini iptal etmesi sonrasında en çok sorulan sorulardan biri, mevcut nafaka yükümlülerinin hangi hukuki yollara başvurabileceğidir. Özellikle uzun yıllardır nafaka ödeyen kişiler bakımından, yeni dönemin mevcut yükümlülükler üzerinde nasıl bir etki yaratacağı merak edilmektedir.
Öncelikle belirtilmelidir ki bugün itibarıyla nafaka yükümlülüğünden kurtulmanın veya nafaka miktarını düşürmenin yolu, yine aile mahkemelerinde açılacak davalardan geçmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı tek başına mevcut nafaka kararlarını ortadan kaldırmadığı gibi, kişilere mahkeme kararı olmaksızın ödeme yapmama hakkı da vermemektedir. Bu nedenle nafaka borçlularının hukuki durumlarını doğru değerlendirmeleri ve gerekli durumlarda uygun davaları açmaları önem taşımaktadır.
Nafaka Kaldırma Davası Nedir?
Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi uyarınca, yoksulluk nafakasının sonsuza kadar değişmeden devam etmesi zorunlu değildir. Kanun koyucu, tarafların yaşam koşullarının zaman içerisinde değişebileceğini kabul etmiş ve belirli durumlarda nafakanın kaldırılmasına imkân tanımıştır. Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesi’nin 2009 ve 2012 tarihli kararlarında da vurgulanmıştır. Mahkeme, “süresiz” ifadesinin mutlak anlamda ömür boyu nafaka anlamına gelmediğini, şartların değişmesi halinde nafakanın sona erebileceğini belirtmiştir (AYM, 25.06.2009, E.2005/56, K.2009/94; AYM, 17.05.2012, E.2011/136, K.2012/72). Dolayısıyla Türk hukukunda zaten uzun yıllardır nafakanın kaldırılabilmesine olanak sağlayan bir sistem bulunmaktadır.
Hangi Durumlarda Nafaka Kaldırılabilir?
Uygulamada en sık karşılaşılan kaldırma sebeplerinden biri, nafaka alacaklısının yeniden evlenmesidir. Kanun gereği nafaka alan kişinin yeniden evlenmesi halinde yoksulluk nafakası kendiliğinden sona ermektedir. Bunun dışında resmi nikâh olmaksızın fiilen evli gibi yaşama hali de önem taşımaktadır. Yargıtay uygulamasında, nafaka alacaklısının başka biriyle sürekli ve evlilik benzeri bir birliktelik içerisinde yaşadığının ispat edilmesi halinde nafakanın kaldırılmasına karar verilebilmektedir. Bir diğer önemli durum ise nafaka alacaklısının ekonomik durumundaki değişikliktir. Boşanma sırasında gerçekten yoksul durumda bulunan kişi, yıllar içerisinde:
- düzenli işe girmiş olabilir,
- önemli miktarda gelir elde etmeye başlamış olabilir,
- miras kazanmış olabilir,
- kira geliri elde ediyor olabilir,
- ticari faaliyet yürütüyor olabilir,
- yüksek değerli malvarlığı edinmiş olabilir.
Bu tür durumlarda artık yoksulluğun devam edip etmediği mahkeme tarafından yeniden değerlendirilebilmektedir. Çünkü yoksulluk nafakasının amacı ekonomik açıdan güçsüz kalan eşi korumaktır; ekonomik bağımsızlığa kavuşmuş kişiye sürekli gelir sağlamak değildir.
Çalışmaya Başlayan Eşin Nafakası Kaldırılabilir mi?
Bu soru uygulamada en sık karşılaşılan sorulardan biridir. Cevap her zaman “evet” veya “hayır” değildir. Çünkü yalnızca çalışıyor olmak tek başına nafakanın kaldırılması için yeterli olmayabilir. Mahkemeler ve Yargıtay, elde edilen gelirin düzeyini, kişinin yaşam standartlarını, yaşını, eğitim durumunu, sağlık durumunu ve ekonomik koşullarını birlikte değerlendirmektedir. Ancak son yıllardaki Yargıtay uygulaması, gerçek yoksulluk olgusuna daha fazla önem verildiğini göstermektedir. Örneğin Yargıtay, tarafların her ikisinin de çalıştığı ve gelirlerinin birbirine yakın olduğu durumlarda yoksulluk nafakasına hükmedilemeyeceğini kabul etmektedir (Yargıtay 2. HD, 10.09.2025, E.2025/169, K.2025/7063). Bu nedenle nafaka alacaklısının ekonomik bağımsızlık kazanması, nafakanın kaldırılması veya azaltılması için önemli bir dayanak oluşturabilir.
Nafaka Yükümlüsünün Durumu Kötüleşirse Ne Olur?
Yoksulluk nafakası değerlendirilirken yalnızca nafaka alan kişinin durumu dikkate alınmaz. Nafaka ödeyen kişinin ekonomik ve kişisel koşulları da önem taşımaktadır. Örneğin;
- işini kaybetmesi,
- ciddi gelir kaybına uğraması,
- emekli olması,
- ağır sağlık sorunları yaşaması,
- çalışma gücünü kaybetmesi,
gibi durumlar nafakanın yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2 Aralık 2025 tarihli kararında, akıl hastası ve engelli olan, çalışamayacak durumda bulunan ve herhangi bir geliri olmayan erkek aleyhine hükmedilen yoksulluk nafakası hukuka aykırı bulunmuştur (Yargıtay 2. HD, 02.12.2025, E.2025/3542, K.2025/10509). Bu karar, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün de yoksulluk nafakasının temel unsurlarından biri olduğunu açıkça göstermektedir.
Nafaka Azaltma Davası Ne Zaman Açılmalıdır?
Bazı durumlarda nafakanın tamamen kaldırılması mümkün olmayabilir. Ancak nafaka miktarının mevcut ekonomik koşullara göre yeniden belirlenmesi mümkündür. Özellikle yüksek enflasyon, gelir kaybı, emeklilik, iş değişikliği, yeni aile kurulması veya yeni çocuk sahibi olunması gibi durumlar nafaka miktarının yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Mahkemeler bu tür davalarda tarafların güncel ekonomik ve sosyal durumlarını araştırmakta, gelir kayıtlarını incelemekte ve hakkaniyete uygun bir sonuca ulaşmaya çalışmaktadır. Bu nedenle yıllar önce belirlenmiş bir nafaka miktarının hiçbir zaman değişmeyeceği düşüncesi doğru değildir.
Anayasa Mahkemesi Kararı Nafaka Kaldırma Davalarında Kullanılabilir mi?
Bu sorunun önümüzdeki dönemde yoğun şekilde tartışılması beklenmektedir. Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin kararı mevcut nafakaları doğrudan ortadan kaldırmasa da, Mahkeme’nin “süresiz” modeli anayasal açıdan sorunlu bulmuş olması yeni davalarda önemli bir hukuki argüman olarak ileri sürülebilecektir. Özellikle uzun yıllardır devam eden nafaka ilişkilerinde;
- tarafların ekonomik durumlarının değişmesi,
- nafakanın amacının ortadan kalkması,
- hakkaniyet dengesinin bozulması,
gibi hususlar değerlendirilirken Anayasa Mahkemesi’nin yeni yaklaşımının da mahkemeler tarafından dikkate alınması beklenebilir. Ancak burada kesin sonuçlara ulaşmak için gerekçeli kararın yayımlanması ve yeni Yargıtay içtihatlarının oluşması gerekecektir.
Neden Profesyonel Hukuki Değerlendirme Gereklidir?
Nafaka hukukunda en sık yapılan hata, her olayın aynı olduğu varsayımıyla hareket edilmesidir. Oysa uygulamada iki nafaka dosyası birbirinin aynısı değildir. Tarafların yaşları, sağlık durumları, gelir kaynakları, malvarlıkları, evlilik süresi, çocukların durumu, çalışma imkanları ve boşanma sonrası yaşam koşulları farklılık göstermektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin son kararından sonra bazı kişiler için nafakanın kaldırılması mümkün olabilecekken, bazı kişiler bakımından böyle bir sonuca ulaşılması mümkün olmayabilir. Bu nedenle mevcut nafaka yükümlülüğünün, yeni anayasal gelişmeler ışığında uzman bir aile hukuku avukatı tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
TBMM Nasıl Bir Düzenleme Yapabilir?
Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026 tarihli iptal kararı sonrasında gözler artık Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne çevrilmiştir. Mahkeme, iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay süreyle erteleyerek kanun koyucuya yeni bir düzenleme yapma fırsatı tanımıştır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde nafaka hukukunun yalnızca yargı kararlarıyla değil, aynı zamanda yeni yasal düzenlemelerle de şekillenmesi beklenmektedir. Bugün itibarıyla yeni sistemin nasıl olacağı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak geçmiş yıllarda yapılan tartışmalar, Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan reform çalışmaları, hukuk çevrelerinde dile getirilen öneriler ve Avrupa ülkelerindeki uygulamalar dikkate alındığında bazı modeller öne çıkmaktadır.
Süreli Nafaka Sistemi Gündeme Gelebilir mi?
Kamuoyunda en çok konuşulan seçeneklerden biri süreli nafaka modelidir. Bu modelde mahkeme, nafakanın belirli bir süre boyunca ödenmesine karar vermektedir. Sürenin belirlenmesinde evlilik süresi, tarafların yaşları, eğitim durumları, çalışma imkanları, çocukların varlığı ve ekonomik koşullar gibi kriterler dikkate alınmaktadır. Bu yaklaşımı savunanlara göre, boşanma sonrasında ekonomik olarak güçsüz kalan eşin belirli bir süre korunması gerekir; ancak bu koruma süresiz olmamalıdır. Amaç, nafaka alacaklısının ekonomik bağımsızlığını kazanmasına yardımcı olmak, ancak taraflar arasındaki mali bağlılığı ömür boyu devam ettirmemektir. Özellikle kısa süreli evliliklerde yıllarca devam eden nafaka yükümlülüklerinin önüne geçilmesi gerektiği yönündeki görüşler uzun zamandır hukuk çevrelerinde dile getirilmektedir.
Evlilik Süresine Bağlı Bir Model Benimsenebilir mi?
Tartışılan bir diğer seçenek ise nafaka süresinin evlilik süresine bağlanmasıdır. Bu modele göre birkaç ay veya birkaç yıl süren evliliklerle, yirmi veya otuz yıl süren evliliklerin aynı şekilde değerlendirilmesi hakkaniyete uygun görülmemektedir. Örneğin; beş yıldan kısa süren evliliklerde belirli süreli nafaka, uzun yıllar devam eden evliliklerde ise daha uzun süreli destek, gibi farklı uygulamalar gündeme gelebilir. Henüz somut bir yasa taslağı bulunmamakla birlikte, kamuoyundaki tartışmaların önemli bir kısmı bu eksen etrafında şekillenmektedir.
Hakime Daha Geniş Takdir Yetkisi Verilebilir mi?
Bazı hukukçular ise katı süre kuralları yerine, hâkimin her dosyanın özelliklerine göre karar vermesinin daha doğru olacağını savunmaktadır. Gerçekten de uygulamada her boşanma dosyası birbirinden farklıdır. Kırk yaşında, üniversite mezunu ve aktif çalışma hayatında bulunan bir kişinin durumu ile; altmış yaşında, ciddi sağlık sorunları bulunan, uzun yıllar boyunca ev hanımı olarak yaşamış ve çalışma hayatından uzak kalmış bir kişinin durumu aynı değildir. Bu nedenle yeni sistemde hâkime daha geniş takdir yetkisi tanınması ve her somut olayın kendi özellikleri içerisinde değerlendirilmesi de güçlü ihtimaller arasında yer almaktadır.
İstisnai Süresiz Nafaka Modeli Gündeme Gelebilir mi?
Bir başka seçenek ise genel kural olarak süreli nafakanın benimsenmesi, ancak bazı özel durumlarda süresiz nafakanın korunmasıdır. Örneğin;
- ileri yaş,
- ağır hastalık,
- engellilik,
uzun yıllar süren evlilikler,
çalışma imkanı bulunmayan kişiler,
özel bakım gerektiren çocukların varlığı,
gibi durumlarda süresiz veya çok uzun süreli nafaka uygulamasının devam etmesi mümkündür.
Bu model, hem nafaka yükümlüsünün süresiz mali yük altında kalmasına ilişkin eleştirileri azaltmayı hem de gerçekten korunmaya ihtiyaç duyan kişilerin mağduriyetini önlemeyi amaçlamaktadır.
Avrupa Ülkelerinde Durum Nedir?
Süresiz nafaka tartışmaları yalnızca Türkiye’ye özgü değildir. Birçok Avrupa ülkesinde de boşanma sonrası eş desteği sistemleri uzun yıllardır tartışılmaktadır.
Almanya’da temel yaklaşım, boşanma sonrasında tarafların ekonomik bağımsızlıklarını yeniden kazanmalarıdır. Bununla birlikte yaş, sağlık durumu, çocuk bakımı ve çalışma imkânları gibi faktörler dikkate alınarak belirli sürelerle destek sağlanabilmektedir.
Fransa’da klasik anlamda yoksulluk nafakasından ziyade, boşanma nedeniyle ortaya çıkan ekonomik dengesizliği gidermeye yönelik tazminat benzeri mekanizmalar ön plana çıkmaktadır.
İngiltere’de ise hâkime oldukça geniş takdir yetkisi tanınmakta ve her dosya kendi koşulları içerisinde değerlendirilmektedir. Bazı istisnai durumlarda uzun süreli ödeme yükümlülükleri söz konusu olabilmektedir.
İsviçre hukukunda da boşanma sonrası ekonomik dayanışma tamamen reddedilmemekte, ancak tarafların mümkün olduğunca kendi ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları hedeflenmektedir.
Bu nedenle Avrupa ülkelerinin büyük bölümünde, ne tamamen süresiz ne de tamamen süreli bir sistem bulunmaktadır. Genellikle somut olayın özelliklerine göre şekillenen karma modeller tercih edilmektedir.
Yeni Düzenleme İş Dünyasını ve Üst Düzey Yöneticileri Nasıl Etkileyebilir?
Nafaka hukukundaki değişikliklerin yalnızca aile hukuku alanını ilgilendirdiği düşünülmemelidir.
Özellikle şirket ortakları, yatırımcılar, üst düzey yöneticiler, profesyoneller ve yüksek gelir grubunda yer alan kişiler bakımından nafaka yükümlülükleri önemli mali sonuçlar doğurabilmektedir.
Uzun yıllar devam eden nafaka ödemeleri;
kişisel servet planlamasını,
yatırım kararlarını,
miras planlamasını,
şirket ortaklık yapılarını,
uluslararası malvarlığı organizasyonlarını,
doğrudan etkileyebilmektedir.
Bu nedenle Anayasa Mahkemesi’nin kararı yalnızca boşanma davaları açısından değil, aynı zamanda uzun vadeli finansal planlama bakımından da dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişmedir.
Önümüzdeki Dönemde Neler Bekleniyor?
Önümüzdeki aylarda üç önemli gelişme yaşanacaktır.
İlk olarak Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı yayımlanacaktır. Bu gerekçe, Mahkeme’nin neden önceki içtihadından ayrıldığını ve hangi anayasal ilkeleri esas aldığını ortaya koyacaktır.
İkinci olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni bir düzenleme yapıp yapmayacağı netleşecektir. Eğer yeni bir düzenleme yapılırsa, nafaka hukukunun çerçevesi büyük ölçüde değişebilir.
Üçüncü olarak Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri’nin yeni dönemde verecekleri kararlar uygulamanın yönünü belirleyecektir.
Bu nedenle bugün için kesin hükümler vermek mümkün değildir. Ancak kesin olan bir husus vardır: Türk aile hukukunda yoksulluk nafakası konusunda yeni bir dönem başlamıştır ve önümüzdeki yıllarda bu alanın en çok tartışılan hukuk konularından biri olmaya devam edeceği açıktır.
Sık Sorulan Sorular
Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026 tarihli kararı sonrasında kamuoyunda çok sayıda soru gündeme gelmiştir. Özellikle yıllardır nafaka ödeyen kişiler, devam eden boşanma davalarının tarafları ve gelecekte boşanma süreci yaşayabilecek kişiler bakımından hukuki durumun ne olduğu merak edilmektedir. Aşağıda uygulamada en sık karşılaşılan sorulara güncel hukuk çerçevesinde cevap verilmektedir.
Süresiz Nafaka Tamamen Kaldırıldı mı?
Hayır. Anayasa Mahkemesi yoksulluk nafakasını tamamen kaldırmamıştır. İptal edilen husus, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “süresiz olarak” ibaresidir. Bu nedenle boşanma nedeniyle ekonomik olarak korunmaya ihtiyaç duyan eş lehine yoksulluk nafakası kurumunun tamamen ortadan kalktığını söylemek mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi yalnızca mevcut süresizlik modelini Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
Nafaka Ödemeyi Hemen Durdurabilir Miyim?
Hayır. Bu konuda yapılan en büyük hatalardan biri, Anayasa Mahkemesi kararının nafaka borçlarını kendiliğinden ortadan kaldırdığı düşüncesidir.
Mevcut nafaka kararları bugün itibarıyla geçerliliğini sürdürmektedir. Mahkeme kararıyla hükmedilmiş nafakanın tek taraflı olarak ödenmemesi halinde icra takibi, faiz, birikmiş nafaka alacakları ve yeni hukuki uyuşmazlıklar gündeme gelebilir.
Bu nedenle herhangi bir işlem yapılmadan önce somut dosyanın uzman bir avukat tarafından değerlendirilmesi gerekir.
Mevcut Nafaka Kararları Otomatik Olarak İptal Olacak mı?
Bugünkü hukuki durum itibarıyla böyle bir sonuçtan söz etmek mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi kararları kural olarak geçmişe yürümez. Bu nedenle kesinleşmiş mahkeme kararlarının kendiliğinden hükümsüz hale geldiği söylenemez.
Ancak yeni yasal düzenlemeler ve gelecekte oluşacak içtihatlar, mevcut nafaka ilişkilerinin değerlendirilmesinde etkili olabilir.
Devam Eden Boşanma Davaları Bu Karardan Etkilenecek mi?
Evet, etkilenmesi mümkündür.
Özellikle yoksulluk nafakası talebinin bulunduğu ve henüz kesinleşmemiş dosyalarda Anayasa Mahkemesi’nin yeni yaklaşımının dikkate alınması beklenmektedir.
Ancak her dosyanın bulunduğu aşama, delil durumu ve tarafların ekonomik koşulları farklı olduğundan, bütün davalar bakımından geçerli tek bir sonuçtan söz etmek mümkün değildir.
Çalışan Kadın Yoksulluk Nafakası Alabilir mi?
Evet, alabilir. Ancak her çalışan kişinin otomatik olarak nafaka alacağı veya alamayacağı yönünde kesin bir kural yoktur.
Mahkemeler kişinin gelir düzeyini, yaşam standartlarını, ekonomik koşullarını ve boşanma sonrasında yoksulluğa düşüp düşmeyeceğini değerlendirmektedir.
Nitekim Yargıtay, tarafların gelirlerinin birbirine yakın olduğu durumlarda yoksulluk nafakasına hükmedilemeyeceğini kabul etmektedir (Yargıtay 2. HD, 10.09.2025, E.2025/169, K.2025/7063).
Erkekler de Yoksulluk Nafakası Alabilir mi?
Evet.
Türk hukukunda yoksulluk nafakası yalnızca kadınlara tanınmış bir hak değildir.
Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan ve kanundaki şartları taşıyan erkek eş de yoksulluk nafakası talep edebilir.
Kanunun lafzında kadın veya erkek ayrımı bulunmamaktadır.
Nafaka Alan Kişi İşe Girerse Ne Olur?
Bu durum nafakanın kaldırılması veya azaltılması için önemli bir sebep oluşturabilir.
Ancak yalnızca işe girmiş olmak her zaman nafakanın sona ereceği anlamına gelmez. Mahkemeler elde edilen gelirin düzeyini, kişinin ekonomik bağımsızlık kazanıp kazanmadığını ve yoksulluk durumunun devam edip etmediğini ayrıca değerlendirir.
Nafaka Alan Kişinin Başka Biriyle Yaşadığını Öğrendim. Ne Yapabilirim?
Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi uyarınca nafaka alacaklısının evlenmeden fiilen evli gibi yaşadığının ispat edilmesi halinde nafakanın kaldırılması mümkündür.
Ancak bu durumun somut delillerle ispatlanması gerekir. Her olay kendi şartları içerisinde değerlendirilir.
Nafaka Ödeyen Kişi İşsiz Kalırsa Ne Olur?
Nafaka yükümlüsünün ekonomik durumundaki önemli değişiklikler nafakanın yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir.
İşsizlik, gelir kaybı, emeklilik, sağlık sorunları veya çalışma gücünün kaybedilmesi gibi durumlarda nafakanın azaltılması veya kaldırılması için dava açılması mümkün olabilir.
Yargıtay da nafaka yükümlüsünün ödeme gücünü dikkate almaktadır (Yargıtay 2. HD, 02.12.2025, E.2025/3542, K.2025/10509).
Yeni Nafaka Sistemi Ne Zaman Belli Olacak?
Bu sorunun kesin cevabı henüz bulunmamaktadır.
Öncelikle Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının yayımlanması gerekmektedir. Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yeni bir düzenleme yapıp yapmayacağı netleşecektir.
Bu süreç tamamlandıktan sonra yeni sistemin ayrıntıları daha açık şekilde ortaya çıkacaktır.
Sonuç: Türk Nafaka Hukukunda Yeni Bir Dönem Başlıyor
Anayasa Mahkemesi’nin 4 Haziran 2026 tarihli kararı, Türk aile hukukunda son yılların en önemli gelişmelerinden biridir. Yaklaşık yirmi yıldır yürürlükte bulunan ve uzun süredir kamuoyunda tartışılan süresiz nafaka sistemi ilk kez Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’ya aykırı bulunmuştur.
Bununla birlikte kararın yanlış yorumlanmaması gerekir. Yoksulluk nafakası kurumu tamamen kaldırılmış değildir. Mevcut nafaka kararları kendiliğinden ortadan kalkmamıştır. Nafaka yükümlülerinin tek taraflı olarak ödeme yapmayı bırakmaları da hukuken doğru bir yaklaşım değildir.
Bununla birlikte artık yeni bir döneme girildiği açıktır. Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı, TBMM tarafından yapılacak olası yasal değişiklikler ve Yargıtay’ın geliştireceği yeni içtihatlar, önümüzdeki yıllarda nafaka hukukunun çerçevesini yeniden şekillendirecektir.
Özellikle çalışan eşler, gelirleri birbirine yakın olan taraflar, uzun yıllardır devam eden nafaka ilişkileri, nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunun bozulduğu haller ve nafaka alacaklısının ekonomik bağımsızlık kazandığı durumlar bakımından yeni hukuki tartışmaların ortaya çıkması beklenmektedir.
Bu nedenle gerek nafaka ödeyen kişilerin gerekse nafaka alan kişilerin hak ve yükümlülüklerini güncel gelişmeler ışığında yeniden değerlendirmeleri önem taşımaktadır.
Bıçak Hukuk Bürosu Nafaka Davalarında Nasıl Yardımcı Olabilir?
Bıçak Hukuk Bürosu olarak boşanma ve aile hukuku alanında yerli ve yabancı müvekkillere hukuki danışmanlık ve dava takip hizmetleri sunmaktayız.
Özellikle;
yoksulluk nafakası davaları,
nafaka kaldırma davaları,
nafaka azaltma davaları,
nafaka artırma davaları,
çekişmeli boşanma davaları,
anlaşmalı boşanma süreçleri,
mal rejimi uyuşmazlıkları,
uluslararası aile hukuku ve yabancılık unsuru taşıyan boşanma uyuşmazlıkları,
konularında deneyimli ekibimizle müvekkillerimize destek vermekteyiz.
Anayasa Mahkemesi’nin son kararı sonrasında mevcut nafaka yükümlülüğünüzün durumunu değerlendirmek, nafakanın kaldırılması veya azaltılması imkanlarını incelemek ya da devam eden boşanma davanız hakkında hukuki görüş almak isterseniz Bıçak Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Her aile hukuku uyuşmazlığı kendine özgü özellikler taşımaktadır. Bu nedenle genel değerlendirmeler yerine somut olayın özelliklerine göre hazırlanmış profesyonel hukuki görüş, hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Comments
No comments yet.