Babalık Davası: Biyolojik Gerçek ile Yasal Statü Dengesi
Olgu Analizi: Türk Yargı Pratiğinde Babalık Davalarının Tipik Görünümleri
Türk mahkemelerine yansıyan babalık uyuşmazlıkları, çoğu zaman tek bir hukuki sorundan ibaret değildir. Uygulamada bu davalar; evlilik dışı ilişkiler, fiilî baba – çocuk bağları, nüfus kayıtlarının gerçeği yansıtmaması, miras ihtilafları ve gecikmiş DNA taleplerinin iç içe geçtiği karmaşık olgusal zeminler üzerinde şekillenmektedir.
En sık karşılaşılan senaryolardan biri, çocuğun doğum anında annenin başka bir erkekle evli olması nedeniyle, çocuğun nüfusa evlilik içi çocuk olarak kaydedilmesidir. Bu durumda çocuk, biyolojik babasıyla fiilî bir ilişki sürdürse dahi, hukuken başka bir erkeğin çocuğu olarak görünmektedir. Yıllar sonra açılan babalık davalarında mahkemeler, öncelikle mevcut soybağının ortadan kaldırılıp kaldırılmadığını incelemekte; soybağının reddi davası sonuçlanmadan babalık iddiasını esastan değerlendirmemektedir. Bu tür dosyalar, genellikle usulî eksiklikler nedeniyle uzun yıllar sürmekte ve bozma kararlarına konu olmaktadır (Yargıtay 2. HD, 05.07.2010, E. 2009/11660, K. 2010/13456).
Bir diğer yaygın olgu tipi, biyolojik baba olduğunu düşünen kişinin doğrudan babalık davası açmasıdır. Bu davalarda çoğu zaman güçlü DNA bulguları, tanık beyanları ve fiilî baba-çocuk ilişkisi bulunmasına rağmen, dava taraf ehliyeti yokluğu nedeniyle reddedilme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Yargıtay’ın bazı kararlarında, davacının iradesi dikkate alınarak davanın tanıma beyanı olarak nitelendirilmesi mümkün görülmüşse de, bu yaklaşım her dosyada uygulanmamaktadır (Yargıtay 8. HD, 04.02.2019, E. 2017/8337, K. 2019/917).
Özellikle dikkat çeken bir başka olgu grubu, babanın ölümünden sonra açılan babalık davalarıdır. Bu tür davalar çoğunlukla miras uyuşmazlıklarıyla birlikte gündeme gelmekte; uzun süre nüfusta başka bir babaya kayıtlı kalan çocuk, biyolojik babanın vefatının ardından mirasçılar aleyhine dava açmaktadır. Mahkemeler bu dosyalarda, hem tüm mirasçıların davaya dahil edilip edilmediğini hem de DNA incelemesinin hangi yöntemle yapılacağını titizlikle incelemektedir. Gerekli hâllerde mezarın açılması suretiyle DNA örneği alınması da yargısal uygulamada kabul görmektedir (Yargıtay 2. HD, 07.03.2023, E. 2022/9761, K. 2023/874).
Son yıllarda artan bir başka olgu tipi ise, yetişkin yaştaki çocukların kimlik arayışı çerçevesinde açtıkları babalık davalarıdır. Bu davalarda çoğu zaman anne tarafından uzun yıllar boyunca dava açılmamış, çocuk ancak reşit olduktan sonra biyolojik kökenini öğrenmiş veya öğrenmek istemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin hak düşürücü süreleri kaldıran kararı sonrasında, bu tür davaların önü açılmış; Yargıtay da çocuğun soybağını kurma hakkını üstün tutan bir yaklaşım benimsemiştir (AYM, 27.10.2011, E. 2010/71, K. 2011/143; Yargıtay 2. HD, 05.04.2022, E. 2022/1285, K. 2022/3256).
Bu tipik olguların ortak özelliği, davaların yalnızca “DNA sonucu” üzerinden çözülememesidir. Uygulamada babalık uyuşmazlıkları; mevcut soybağının durumu, davayı kimin açtığı, kamu düzenine ilişkin ihbar yükümlülükleri, taraf teşkili ve yargılama sıralaması gibi çok sayıda usulî ve maddi unsurun birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu nedenle Türk hukukunda babalık davaları, basit bir tespit davası değil; çok katmanlı, yüksek teknik hassasiyet gerektiren bir kişisel durum yargılaması niteliği taşımaktadır.
Babalık Davalarının Hukuki Niteliği ve Önemi
Türk hukukunda babalık davaları, yalnızca bir biyolojik bağın tespitine yönelik davalar değildir. Bu davalar; çocuğun hukuki kimliği, soybağı statüsü, mirasçılık sıfatı, nafaka hakkı ve kişisel ilişki kurulması gibi sonuçlar doğuran çok yönlü bir kişisel durum davası niteliği taşır. Bu nedenle babalık, Türk Medeni Kanunu sistematiğinde biyolojik bir olgu olarak değil, hukuken kurulan ve kamu düzenini ilgilendiren bir statü olarak ele alınmaktadır.
Uygulamada en sık karşılaşılan yanılgı, DNA testiyle biyolojik bağın ispatlanmasının babalığın hukuken kurulması için yeterli olduğu düşüncesidir. Oysa Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre, biyolojik gerçek ancak kanunda öngörülen usul ve ön koşullar yerine getirildiğinde hukuki sonuç doğurabilir.
- Biyolojik Babalık – Hukuki Babalık Ayrımı
Türk Medeni Hukuku’nda biyolojik babalık ile hukuki babalık birbirinden ayrıdır. Hukuki babalık; evlilik karinesi, tanıma veya mahkeme kararıyla kurulur (TMK m. 282 vd.). DNA testi, biyolojik bağın tespitinde güçlü bir araç olmakla birlikte, tek başına hukuki babalık yaratmaz.
Yargıtay, DNA delilinin önemini kabul etmekle birlikte, hukuki statünün ancak soybağı rejimi içinde kurulabileceğini vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, babalığın salt biyolojik bir gerçeklikten ibaret olmadığını, hukuki düzenin koruması altında şekillendiğini göstermektedir.
- Mevcut Soybağının Engelleyici Etkisi ve Soybağının Reddi Davası
Çocuğun nüfus kayıtlarında başka bir erkek baba olarak kayıtlıysa, bu soybağı ilişkisi ortadan kaldırılmadan yeni bir babalık davası görülemez. Yargıtay, bu durumu açık biçimde “ön koşul” olarak kabul etmektedir.
Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, mevcut soybağı ilişkisi kesin olarak ortadan kalkmadan babalık davası hakkında karar verilmesini usul ve yasaya aykırı bulmuş ve bozma sebebi saymıştır (Yargıtay 2. HD, 05.07.2010, E. 2009/11660, K. 2010/13456).
Aynı yöndeki güncel içtihatta, soybağının reddi davasının derdest olduğu hâllerde babalık davasının bekletici mesele yapılması gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay 2. HD, 29.11.2022, E. 2021/7492, K. 2022/9677).
Bu yaklaşım, Türk hukukunun hukuki güvenliği biyolojik gerçekliğin önüne koyduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
- Taraf Ehliyeti Sorunu ve Yargısal Nitelendirme
TMK m. 301 uyarınca babalık davasını yalnızca anne ve çocuk açabilir. İddia edilen biyolojik babanın doğrudan babalık davası açma hakkı yoktur. Bu kural, uygulamada sıkça yanlış dava açılmasına neden olmaktadır.
Ancak Yargıtay, katı usulciliğin hakkaniyeti zedelememesi adına bazı durumlarda düzeltici bir yaklaşım benimsemektedir. Biyolojik baba tarafından açılan ve içeriği itibarıyla tanıma iradesi taşıyan davalar, mahkemece tanıma beyanı olarak nitelendirilebilmektedir (Yargıtay 8. HD, 04.02.2019, E. 2017/8337, K. 2019/917).
Bu içtihat, mahkemenin davanın hukuki nitelendirmesini re’sen yapma yetkisini kullanarak maddi gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sağlaması bakımından önemlidir.
- Kamu Düzeni Boyutu: Savcı ve Hazineye İhbar
Babalık davaları, kamu düzenini ilgilendirdiğinden Cumhuriyet savcısına ve Hazineye ihbar zorunludur (TMK m. 301/son). Bu ihbar yapılmadan yargılamaya devam edilmesi, kararın bozulmasına yol açmaktadır.
Yargıtay, savcı ve Hazineye ihbar yapılmadan verilen babalık kararlarını açıkça hukuka aykırı bulmaktadır (Yargıtay 2. HD, 29.11.2022, E. 2021/7492, K. 2022/9677). Bu yaklaşım, babalığın yalnızca taraflar arasındaki özel bir uyuşmazlık olarak değil, nüfus düzenini etkileyen kamusal bir statü olarak görüldüğünü göstermektedir.
- Süreler ve Anayasal Perspektif
Anayasa Mahkemesi’nin 27.10.2011 tarihli kararıyla, çocuğun babalık davası açmasına ilişkin hak düşürücü süre kaldırılmıştır (AYM, 27.10.2011, E. 2010/71, K. 2011/143). Bu karar, çocuğun kimliğini bilme ve soybağını kurma hakkını anayasal güvence altına almıştır.
Yargıtay da bu doğrultuda, çocuk veya kayyım tarafından açılan babalık davalarında süre engelinin bulunmadığını istikrarlı biçimde kabul etmektedir (Yargıtay 2. HD, 05.04.2022, E. 2022/1285, K. 2022/3256).
- Baba Ölmüşse: Mirasçılar, DNA Delili ve Feth-i Kabir
Babalık davası, babanın ölümü hâlinde mirasçılara karşı açılabilir. Bu durumda tüm mirasçıların davaya dahil edilmesi gerekir. Babalığın tespiti, miras paylarını doğrudan etkilediğinden, usulî eksiklikler kararın sıhhatini zedeleyebilir.
Yargıtay, gerekli hâllerde mezarın açılarak DNA örneği alınmasını hukuka uygun kabul etmektedir. Bu konuda verilen kararlarda, bilimsel gerçeğin ortaya çıkarılmasının kamu yararı ve çocuğun üstün yararıyla uyumlu olduğu vurgulanmıştır (Yargıtay 2. HD, 07.03.2023, E. 2022/9761, K. 2023/874).
- DNA Delilinin Hukuki Değeri
DNA testi, babalık davalarında en güçlü delildir; ancak Türk hukukunda tek başına yeterli değildir. Mevcut soybağı, taraf ehliyeti, ihbar yükümlülüğü ve usul kuralları yerine getirilmeden DNA raporunun hukuki sonuç doğurması mümkün değildir.
Bu yaklaşım, bilimin hukuku ikame etmesine değil; hukukun bilimi kontrollü biçimde kullanmasına dayanmaktadır.
- Sonuç
Türk hukukunda babalık davaları, biyolojik gerçek ile hukuki düzen arasında kurulan hassas bir dengeye dayanır. Yargı kararları, babalığın yalnızca DNA ile değil; doğru dava türü, doğru taraflar, doğru zaman ve doğru usulle kurulabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu alanda yapılan hatalar, davaların yıllarca sürmesine veya kesin bozma kararlarına yol açabilmektedir. Özellikle uluslararası unsurlu uyuşmazlıklarda, Türk hukukunun soybağına yaklaşımını doğru okumak belirleyici öneme sahiptir.
Babalık ve soybağı uyuşmazlıkları; hem teknik bilgi hem de içtihat hâkimiyeti gerektiren özel bir uzmanlık alanı olup, bu alandaki derinlikli yargı pratiğiyle Bıçak Hukuk, Türk hukukunda babalık davalarına ilişkin kapsamlı bir perspektif sunmaktadır.
Türkçe
English
Français
Deutsch






Comments
No comments yet.