Yapay zekâ, avukatlık mesleğini ortadan kaldıran bir unsur değil, hukuki hizmetin sunum biçimini dönüştüren güçlü bir araçtır. Hukuki araştırma, metin analizi ve sözleşme incelemesi gibi alanlarda sağladığı hız ve verimlilik, avukatlık pratiğinde önemli avantajlar yaratmaktadır. Bununla birlikte yapay zekânın kullanımı, avukatın mesleki özen, sadakat ve sır saklama yükümlülüklerini ortadan kaldırmamakta; aksine bu yükümlülükleri daha da ağırlaştırmaktadır. Yapay zekâ kaynaklı hatalardan doğan hukuki ve disipliner sorumluluk, nihai değerlendirme yetkisi avukata ait olduğu için her hâlükârda avukata yüklenmektedir. Adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar ilkesi ve insan muhakemesinin üstünlüğü, yapay zekânın hukuki süreçlerde yalnızca destekleyici rol üstlenmesini zorunlu kılmaktadır. Avukatlık mesleğinin geleceği, teknolojinin merkezde olduğu bir modelde değil, insan merkezli ve etik temelli bir anlayışta şekillenmektedir. Bu çerçevede yapay zekâ, hukuki muhakemeyi ikame eden değil, onu güçlendiren bir yardımcı araç olarak konumlandırılmalıdır. Yapay zekânın etik, sorumluluk ve verimlilik dengesi içinde kullanılması, Bıçak Hukuk gibi insan odaklı ve çağdaş hukuk anlayışını benimseyen hukuk büroları açısından mesleki niteliğin korunmasının temel unsurlarından biridir.
Avukatlıkta Yapay Zeka: Etik, Sorumluluk ve Verimlilik
Avukatlıkta Yapay Zeka Neden Artık Bir “Seçenek” Değil?
Yapay zekâ teknolojilerinin hukuk alanında kullanılmaya başlanması, yalnızca teknik bir gelişme değil; avukatlık mesleğinin mahiyetini, sınırlarını ve toplumsal işlevini yeniden düşünmeyi zorunlu kılan yapısal bir dönüşümdür. Hukuki metin üretimi, içtihat taraması, sözleşme analizi ve risk değerlendirmesi gibi alanlarda yapay zekâ destekli araçların yaygınlaşması, avukatlık pratiğinde hız ve verimlilik artışı sağlarken; etik, sorumluluk ve mesleki özen ilkeleri bakımından yeni ve karmaşık soruları da beraberinde getirmektedir (Susskind, Tomorrow’s Lawyers, 2017).
Avukatlık mesleği tarihsel olarak insan muhakemesine, hukuki sezgiye ve normatif değerlendirmeye dayanan bir meslek olarak şekillenmiştir. Yapay zekâ ise bu alanlara doğrudan temas eden bir teknoloji olarak, avukatın rolünü ikame etmekten ziyade, onu dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Bu noktada temel mesele, yapay zekânın hukuki faaliyette hangi konumda yer alacağıdır. Zira yapay zekânın “yardımcı araç” mı yoksa fiilen “karar üretici” bir aktör mü olduğu sorusu, etik ve hukuki sorumluluğun kime ait olacağını da belirlemektedir (Floridi et al., “AI4People – An Ethical Framework”, Minds and Machines, 2018).
Etik açıdan bakıldığında, avukatlıkta yapay zekâ kullanımı öncelikle mesleğin temel ilkeleriyle ilişkilidir. Avukatın müvekkiline karşı özen ve sadakat borcu, sır saklama yükümlülüğü ve mesleğin itibarını koruma görevi, teknolojik araçların kullanımında da aynen geçerlidir. Yapay zekâ sistemlerinin eğitildiği veri setlerinin niteliği, üretilen çıktının doğruluğu ve öngörülebilirliği, avukatın bu araçları denetleme yükümlülüğünü daha da artırmaktadır. Nitekim Amerikan Barolar Birliği (ABA), avukatların kullandıkları teknolojilerin işleyiş mantığını asgari düzeyde anlamalarını, aksi hâlde mesleki özen yükümlülüğünün ihlal edilebileceğini açıkça vurgulamaktadır (ABA Model Rules of Professional Conduct, Rule 1.1, Comment 8).
Bu bağlamda, yapay zekânın ürettiği hatalı bir hukuki görüşün sorumluluğunun kime ait olduğu sorusu özel önem taşır. Güncel karşılaştırmalı hukuk uygulamaları, yapay zekâ kaynaklı hataların avukatın sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı konusunda birleşmektedir. Zira yapay zekâ, hukuki hizmet sözleşmesinin tarafı değildir; hukuki ehliyeti ve mesleki yetkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle yapay zekâdan yararlanılarak verilen hukuki görüş, nihai olarak avukatın görüşü sayılmakta; ortaya çıkan zararlardan avukatın sözleşmesel veya haksız fiil sorumluluğu doğabilmektedir (Remus & Levy, “Can Robots Be Lawyers?”, Georgetown Journal of Legal Ethics, 2017).
Disiplin hukuku bakımından da benzer bir yaklaşım söz konusudur. Avukatın, yapay zekâ çıktısını sorgulamadan, doğrulamadan veya bağlamına oturtmadan kullanması; yanlış içtihat, uydurma karar veya güncel olmayan mevzuata dayanması, mesleki özen borcunun ihlali olarak değerlendirilmekte ve disiplin yaptırımlarına konu olabilmektedir. Son yıllarda özellikle ABD ve Birleşik Krallık’ta, yapay zekâ tarafından “uydurulmuş” içtihatlara dayanan dilekçeler sebebiyle avukatlara disiplin yaptırımı uygulandığı görülmektedir (Mata v. Avianca, Inc., SDNY 2023). Bu gelişmeler, yapay zekânın avukata hukuki sorumluluktan kaçış alanı yaratmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.
Yapay zekânın avukatlık mesleğine etkisi yalnızca risk ve sorumluluk alanında değil, aynı zamanda verimlilik ve maliyet yapılarında da kendini göstermektedir. Hukuki araştırma ve belge inceleme süreçlerinin otomasyonu, avukatların daha kısa sürede daha fazla iş üretmesini mümkün kılmaktadır. Ancak bu durum, geleneksel saat ücreti modelini de sorgulatmaktadır. Küresel hukuk piyasasında sabit ücret, proje bazlı ücretlendirme ve değer odaklı ücretlendirme modellerinin yaygınlaşması, yapay zekânın sağladığı zaman tasarrufunun müvekkil-avukat ilişkisine nasıl yansıtılacağı sorusunu gündeme getirmiştir (Harvard Law School, Legal Services Innovation, 2020).
Öte yandan yapay zekâ, avukatlık mesleğinde uzmanlaşmayı yüzeyselleştiren değil, aksine derinleştiren bir etki de yaratmaktadır. Rutin ve tekrarlayan hukuki işlemlerin otomasyona devredilmesi, avukatın stratejik düşünme, risk analizi ve normatif değerlendirme gibi alanlara daha fazla odaklanmasını sağlamaktadır. Bu durum, özellikle tahkim, regülasyon, uyum ve yüksek profilli uyuşmazlıklar gibi alanlarda insan muhakemesinin vazgeçilmezliğini daha görünür hâle getirmektedir (McGinnis & Pearce, “The Great Disruption”, Fordham Law Review, 2014).
Genç avukatlar bakımından ise yapay zekâ iki yönlü bir etki doğurmaktadır. Bir yandan öğrenme süreçlerini hızlandıran ve bilgiye erişimi kolaylaştıran bir araç sunarken, diğer yandan hukuki muhakeme becerisinin “hazır çıktı”lara bağımlı hâle gelmesi riskini barındırmaktadır. Bu nedenle gelişmiş hukuk sistemlerinde yapay zekâ, eğitici bir araç olarak konumlandırılmakta; nihai hukuki değerlendirme sorumluluğunun genç avukat tarafından üstlenilmesi teşvik edilmektedir (OECD, AI and the Legal Profession, 2021).
Geleceğe yönelik düzenleyici eğilimler incelendiğinde, yapay zekânın hukuk alanında yasaklanmasından ziyade sıkı bir çerçeveleme yaklaşımının benimsendiği görülmektedir. Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Tüzüğü (AI Act) taslaklarında hukuki hizmetler “yüksek riskli kullanım alanı” olarak değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, insan denetimi, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerini merkeze almakta; hukuki karar alma süreçlerinde yapay zekânın tek başına belirleyici olmasını açıkça dışlamaktadır (European Commission, AI Act Proposal, 2023).
Türkiye bakımından ise mevcut Avukatlık Kanunu, meslek kuralları ve disiplin rejimi, yapay zekâ kullanımını yasaklamadan; ancak sorumluluğu tamamen avukat üzerinde bırakan bir çerçeve sunmaktadır. Bu durum, normatif açıdan önemli bir boşluk yaratmamakla birlikte, önümüzdeki dönemde barolar ve Türkiye Barolar Birliği tarafından rehber ilkelerin yayımlanmasını muhtemel kılmaktadır. Zira teknolojik dönüşüm, meslek kurallarının yorumunu kaçınılmaz biçimde etkilemektedir.
Sonuç olarak yapay zekâ, avukatlık mesleğini sona erdiren bir tehdit değil; onu dönüştüren ve yeniden tanımlayan bir araçtır. Ancak bu dönüşüm, teknolojinin merkezde olduğu değil; etik, sorumluluk ve insan muhakemesinin merkezde kaldığı bir anlayışla yönetilmelidir. Avukatlık mesleğinin özü, bilgi üretmekte değil; adalet duygusunu, hukuki dengeyi ve toplumsal güveni korumakta yatmaktadır. Yapay zekâ bu özü ikame edemez; ancak doğru sınırlar içinde kullanıldığında onu güçlendirebilir. Bu nedenle geleceğin başarılı avukatı, en gelişmiş teknolojiyi kullanan değil; teknolojiyi hukuki aklın ve meslek etiğinin hizmetine alabilen avukat olacaktır.
Avukatlıkta Yapay Zekâ Kullanımına İlişkin Uygulama Rehberi
Yapay zekânın avukatlık pratiğinde kalıcı hâle gelmesi, teorik tartışmaların ötesine geçerek “nasıl kullanılmalı?” sorusunu merkezî bir mesele hâline getirmiştir. Bu aşamada artık mesele, yapay zekânın varlığı değil; hangi aşamada, hangi sınırlar içinde ve hangi denetim mekanizmalarıyla kullanılacağıdır. Bu bölümde, karşılaştırmalı hukukta ve küresel meslek örgütlerinin raporlarında öne çıkan ilkeler doğrultusunda, avukatlık pratiği için risk temelli ve pratik bir kullanım çerçevesi ortaya konulmaktadır (OECD, AI, Data and the Legal Profession, 2021).
Yapay zekâ kullanımında ilk ve en temel ayrım, hukuki faaliyetin niteliğine ilişkindir. Her hukuki işlem aynı risk düzeyini barındırmaz. Rutin, standartlaştırılabilir ve düşük riskli işlemler ile temel haklara doğrudan etki eden, geri dönüşü zor sonuçlar doğuran işlemler arasında ciddi bir fark bulunmaktadır. Bu nedenle çağdaş yaklaşım, yapay zekânın yüksek riskli hukuki alanlarda destekleyici, düşük riskli alanlarda ise yardımcı-otomatik araç olarak kullanılmasını önermektedir (European Law Institute, Guiding Principles on the Use of AI in Legal Practice, 2022).
Bu çerçevede, mevzuat taraması, içtihat sınıflandırması, sözleşme maddelerinin karşılaştırılması ve belge inceleme gibi alanlarda yapay zekâdan yararlanılması, mesleki özen yükümlülüğüyle çelişmez. Ancak dava stratejisi belirlenmesi, hukuki risk değerlendirmesi, delil takdiri veya hukuki kanaat açıklanması gibi alanlarda yapay zekânın nihai belirleyici hâle gelmesi, avukatlık mesleğinin doğasıyla bağdaşmaz. Zira bu tür değerlendirmeler, yalnızca teknik bilgiye değil; normatif tartıma, orantılılık analizine ve değer yargılarına dayanır (McGinnis, AI and the Law, 2020).
Uygulamada dikkat edilmesi gereken bir diğer kritik husus, şeffaflık ve izlenebilirliktir. Yapay zekâdan yararlanılarak hazırlanan bir hukuki metnin, avukat tarafından hangi aşamada ve ne ölçüde denetlendiğinin içsel olarak kayıt altına alınması, olası bir sorumluluk tartışmasında hayati önem taşır. Bu durum, müvekkile karşı açıklama yükümlülüğünden ziyade, avukatın kendi mesleki denetim yükümlülüğünün bir parçası olarak değerlendirilmelidir (ABA, Formal Opinion on AI Tools, 2023).
Ayrıca müvekkil verilerinin yapay zekâ sistemlerine aktarılması meselesi, yalnızca etik değil, doğrudan veri koruma hukuku bağlamında ele alınmalıdır. Açık kaynaklı veya veriyi kendi sistemlerinde işleyen yapay zekâ araçlarına müvekkil bilgisi girilmesi, sır saklama yükümlülüğünün ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi sonucunu doğurabilir. Bu nedenle küresel iyi uygulamalarda, avukatların yalnızca kapalı sistem, veri saklamayan veya kurum içi modelleri tercih etmeleri önerilmektedir (ICO UK, AI and Data Protection in Legal Services, 2022).
Yapay zekâ kullanımında bir diğer önemli mesele, mesleki bağımsızlığın korunmasıdır. Avukatın hukuki kanaatini, algoritmik çıktının “otoritesi” altında şekillendirmesi, farkında olmadan mesleki bağımsızlığı zedeleyebilir. Özellikle istatistiksel başarı oranları, olasılık analizleri ve öngörü modelleri, avukatın muhakemesini desteklemek yerine onu yönlendirmeye başladığında, hukuki karar alma süreci mekanikleşme riski taşır. Bu nedenle çağdaş literatürde, yapay zekânın “öneren” ama “karar vermeyen” konumda tutulması gerektiği vurgulanmaktadır (Floridi, The Ethics of AI, 2019).
Özetle, yapay zekânın avukatlık pratiğine entegrasyonu, kurumsal iç politika meselesi olarak ele alınmalıdır. Gelişmiş hukuk bürolarında yapay zekâ kullanımı, bireysel tercihe bırakılmamakta; hangi araçların hangi işlerde kullanılabileceğini belirleyen iç yönergelerle düzenlenmektedir. Bu yaklaşım, hem mesleki sorumluluğun dağılmasını önlemekte hem de standart bir kalite ve etik düzeyini garanti altına almaktadır (IBA, AI and the Practice of Law, 2023). Yapay zekâ, avukatlık mesleğinde kontrollü, denetimli ve bağlama duyarlı biçimde kullanıldığında meşru ve faydalı bir araçtır. Ancak sınırları belirsiz, denetimsiz ve sorgulanmadan kullanılan yapay zekâ, mesleki riskleri azaltmak yerine artırır. Dolayısıyla yapay zekâ, avukatın yerine geçen değil; avukatın sorumluluğu altında çalışan bir yardımcı olarak konumlandırılmalıdır.
Yapay Zekâ, Hukuki Muhakeme ve Adil Yargılanma Hakkı
Yapay zekânın hukuk alanındaki en tartışmalı boyutu, doğrudan adil yargılanma hakkı ile temas ettiği noktada ortaya çıkmaktadır. Zira adil yargılanma hakkı, yalnızca doğru sonuca ulaşmayı değil; kararın hangi usulle, hangi gerekçeyle ve hangi muhakeme süreci sonunda verildiğini de kapsayan anayasal bir güvencedir. Bu nedenle yapay zekâ destekli hukuki değerlendirmelerin, özellikle yargısal ve yarı-yargısal süreçlerde nasıl konumlandırılacağı meselesi, teknik olmaktan ziyade anayasal ve etik bir sorundur (AİHM, Taxquet v. Belgium, 2010).
Hukuki muhakeme, salt veri işleme veya olasılık hesaplaması değildir. Normların yorumlanması, somut olayın özellikleriyle soyut kural arasındaki ilişkinin kurulması ve hakkaniyet değerlendirmesi, insan muhakemesinin merkezî unsurlarıdır. Yapay zekâ ise büyük ölçüde geçmiş verilere dayalı örüntü tanıma ve istatistiksel çıkarım mekanizmalarıyla çalışır. Bu durum, yapay zekânın “benzer olaylarda ne olmuştu?” sorusuna güçlü cevaplar üretebilmesini sağlarken, “bu olayda ne olmalı?” sorusuna normatif bir yanıt verme kapasitesini sınırlı kılar (Dworkin, Law’s Empire, 1986).
Adil yargılanma hakkı bakımından en kritik meselelerden biri, gerekçeli karar hakkıdır. Bir kararın meşruiyeti, yalnızca sonucunda değil; gerekçesinin anlaşılabilir, denetlenebilir ve eleştirilebilir olmasında yatar. Yapay zekâ sistemlerinin önemli bir kısmı ise “kara kutu” niteliği taşımakta; yani belirli bir sonuca nasıl ulaşıldığı insan tarafından tam olarak izah edilememektedir. Bu durum, yargısal kararların veya hukuki değerlendirmelerin algoritmik çıktılara dayanması hâlinde, gerekçeli karar hakkının zedelenmesi riskini doğurur (European Court of Human Rights, García Ruiz v. Spain, 1999). Bu bağlamda Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği düzeyinde geliştirilen ilkeler, yapay zekânın hukuki süreçlerde nihai karar verici değil, karar destekleyici rol üstlenmesi gerektiği konusunda birleşmektedir. İnsan denetimi olmaksızın verilen algoritmik kararların, adil yargılanma hakkının özünü zedeleyebileceği açıkça kabul edilmektedir (Council of Europe, Ethical Charter on the Use of AI in Judicial Systems, 2018). Bu yaklaşım, yapay zekânın hukuki muhakemeyi ikame etmesini değil; insan muhakemesini desteklemesini esas almaktadır.
Avukatlık pratiği bakımından bu mesele, dolaylı ama son derece önemli sonuçlar doğurur. Avukat, müvekkilinin haklarını savunurken yalnızca sonuca değil; sürece de odaklanmakla yükümlüdür. Yapay zekâ tarafından önerilen bir stratejinin, müvekkilin adil yargılanma hakkını nasıl etkileyebileceğini değerlendirmek, avukatın mesleki sorumluluğunun bir parçasıdır. Örneğin sırf istatistiksel başarı ihtimali düşük göründüğü için bir hukuki yolun önerilmemesi, müvekkilin hak arama özgürlüğünü dolaylı biçimde sınırlayabilir (UN Special Rapporteur on the Independence of Judges and Lawyers, 2023).
Ayrıca yapay zekâ sistemlerinin eğitildiği verilerin tarafsızlığı da adil yargılanma hakkıyla doğrudan ilişkilidir. Geçmiş yargı kararları ve uygulamalar üzerinden eğitilen modeller, mevcut yapısal önyargıları yeniden üretebilir. Bu durum, özellikle ceza hukuku, iş hukuku ve ayrımcılık davalarında ciddi eşitsizlik riskleri barındırmaktadır (Angwin et al., “Machine Bias”, ProPublica, 2016). Avukatın, bu tür sistemleri kullanırken çıktının “tarafsız” olduğu varsayımını sorgulaması, mesleki özenin bir gereğidir.
Özetle, yapay zekânın hukuki muhakemeye katkısı, adil yargılanma hakkının yerine geçemez; ancak doğru sınırlar içinde kaldığında bu hakkın etkin kullanımını destekleyebilir. Bu destek, hız, tutarlılık ve bilgiye erişim açısından değerli olmakla birlikte; nihai değerlendirme, denge kurma ve gerekçelendirme görevi insana, yani avukata ve hâkime aittir. Hukuk devleti ilkesinin korunması, teknolojinin değil, insan merkezli muhakemenin üstünlüğüne bağlıdır.
Avukatlıkta Yapay Zekâ ve Mesleğin Geleceği
Yapay zekânın hukuk alanındaki hızlı yayılımı, avukatlık mesleğinin geleceğine ilişkin tartışmaları kaçınılmaz hâle getirmiştir. Bu tartışmaların önemli bir kısmı, teknolojinin avukatı “ikame edip etmeyeceği” sorusu etrafında dönmektedir. Oysa daha isabetli soru şudur: Avukatlık mesleği, yapay zekâ çağında hangi değerler etrafında yeniden konumlanacaktır? Bu soru, teknolojik değil; esasen normatif ve mesleki kimliğe ilişkin bir sorudur (Susskind, Online Courts and the Future of Justice, 2019).
Avukatlık mesleği, tarihsel olarak yalnızca hukuki bilgi aktaran bir meslek olmamıştır. Avukat, hukuki normları somut olayın adaletiyle buluşturan, müvekkilinin menfaatini hukuk düzeninin sınırları içinde koruyan ve yargılamanın meşruiyetine katkı sunan bir aktördür. Yapay zekâ ise, bu sürecin belirli aşamalarında bilgi işleme ve analiz kapasitesiyle destek sağlayabilir; ancak değer yargısı üretme, hakkaniyet değerlendirmesi yapma ve etik sorumluluk üstlenme yeteneğine sahip değildir. Bu nedenle yapay zekâ çağında avukatlığın geleceği, teknolojinin merkezde olduğu değil, insanın merkezde kaldığı bir modelle mümkündür (Floridi, The Fourth Revolution, 2014).
Geleceğe yönelik öngörüler, avukatlık mesleğinde iki yönlü bir dönüşüme işaret etmektedir. Bir yandan rutin, tekrarlayan ve standartlaştırılabilir hukuki işler büyük ölçüde otomasyona devredilecektir. Bu süreç, mesleğin “zanaat” yönünü daraltırken, diğer yandan avukatın stratejik, analitik ve etik kapasitesini daha görünür kılacaktır. Böylece avukatın değeri, sahip olduğu bilgi miktarından ziyade, bilgiyi nasıl kullandığı, nasıl tarttığı ve hangi hukuki yolu neden tercih ettiği üzerinden ölçülecektir (McGinnis & Pearce, The Great Disruption, 2014).
Bu dönüşüm, hukuk eğitimini ve meslek içi yetişme süreçlerini de doğrudan etkileyecektir. Yapay zekâ destekli araçlarla çalışan bir hukukçunun, yalnızca hukuki bilgiye değil; aynı zamanda teknoloji okuryazarlığına, veri farkındalığına ve algoritmik sınırlılıkları kavrayabilecek eleştirel düşünme becerisine sahip olması gerekecektir. Ancak bu gereklilik, avukatın “teknik uzman” hâline gelmesi anlamına gelmez. Aksine, teknolojiyi araçsallaştırabilen, fakat ona teslim olmayan bir mesleki bilinç gerektirir (OECD, AI and the Future of Skills, 2020).
Mesleğin geleceği bakımından belirleyici bir diğer unsur, etik ve kamu güvenidir. Yapay zekâ destekli hukuki hizmetlerin yaygınlaşması, toplumun adalet sistemine duyduğu güveni güçlendirebileceği gibi, şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanmadığı takdirde bu güveni zedeleme potansiyeline de sahiptir. Bu noktada avukat, yalnızca müvekkilinin temsilcisi değil; aynı zamanda hukuk devletinin işleyişine katkı sunan bir kamu aktörü olarak sorumluluk taşımaya devam edecektir. Teknolojik kolaylıklar, bu kamusal sorumluluğu ortadan kaldırmaz; aksine daha görünür hâle getirir (UNESCO, Recommendation on the Ethics of Artificial Intelligence, 2021).
Özetle, yapay zekâ çağında avukatlığın geleceği, “insan mı makine mi?” ikilemine indirgenemez. Asıl mesele, hukuki karar alma süreçlerinde insan muhakemesinin belirleyici olmaya devam edip etmeyeceğidir. Hukuk devleti, algoritmik verimlilik üzerine değil; gerekçeli karar, ölçülülük ve adalet ilkeleri üzerine inşa edilmiştir. Bu ilkelerin korunması, avukatın mesleki kimliğini ve etik sorumluluğunu muhafaza etmesine bağlıdır. Yapay zekâ, bu kimliği aşındıran değil; doğru kullanıldığında onu güçlendiren bir araç olabilir. Ancak bunun için avukatlık mesleğinin, teknolojiyi yöneten ve sınırlayan bir bilinçle geleceğe hazırlanması zorunludur.
Genel Değerlendirme ve Kapanış
Bu noktada yapılan analizler bir arada değerlendirildiğinde, yapay zekânın avukatlık mesleğine etkisinin ne tek boyutlu ne de indirgemeci biçimde ele alınabileceği açıkça ortaya çıkmaktadır. Yapay zekâ, hukuki faaliyetin bazı aşamalarında verimlilik, hız ve tutarlılık sağlarken; mesleğin özünü oluşturan muhakeme, etik değerlendirme ve adalet duygusunu ikame edememektedir. Bu nedenle yapay zekâ, avukatlık mesleği bakımından bir “ikame aktör” değil, sorumluluğu avukatta kalmak kaydıyla kullanılan bir yardımcı araç olarak konumlandırılmalıdır.
Hukuk, doğası gereği yalnızca sonuç odaklı bir alan değildir. Hukuki süreçlerin meşruiyeti, ulaşılan sonuçtan ziyade, bu sonuca hangi usulle ve hangi gerekçeyle varıldığıyla ilgilidir. Yapay zekâ destekli hukuki araçlar, geçmiş verilerden hareketle olasılık ve eğilim analizleri sunabilir; ancak normatif tartım, hakkaniyet değerlendirmesi ve somut olayın özgünlüğünü kavrama yeteneği, insan muhakemesine özgüdür. Bu nedenle adil yargılanma hakkı, gerekçeli karar ilkesi ve hukuk devleti anlayışı, insan merkezli bir hukuki değerlendirmeyi zorunlu kılmaya devam etmektedir.
Avukatlık mesleğinin geleceği bakımından belirleyici olan husus, teknolojinin ne kadar geliştiği değil; avukatın bu teknolojiyi hangi etik ve hukuki sınırlar içinde kullandığıdır. Yapay zekâ, özenle denetlendiğinde ve sorgulandığında mesleki kaliteyi artırabilir; denetimsiz ve sorgusuz kullanıldığında ise sorumluluk risklerini ağırlaştırabilir. Bu bağlamda “yapay zekâ kullandım” savunması, ne etik ne de hukuki açıdan geçerli bir mazeret oluşturur. Nihai değerlendirme ve sonuçtan sorumluluk, her durumda avukata aittir.
Türkiye bakımından da mevcut normatif çerçeve, yapay zekâ kullanımını yasaklamadan; ancak mesleki sorumluluğu tamamen avukat üzerinde bırakan bir yapı sunmaktadır. Avukatlık Kanunu’ndaki özen, sadakat ve sır saklama yükümlülükleri; disiplin hukuku ve genel sorumluluk ilkeleri, yapay zekâ çağında da geçerliliğini korumaktadır. Bununla birlikte, önümüzdeki dönemde meslek örgütleri tarafından hazırlanacak rehber ilkeler ve iyi uygulama standartları, hem avukatlar hem de müvekkiller bakımından hukuki öngörülebilirliği artıracaktır.
Son söz olarak, yapay zekâ çağında avukatlık mesleğinin varlığı değil; mesleğin hangi değerler etrafında icra edileceği tartışılmaktadır. Hukuk, algoritmik verimlilikten ibaret değildir; adalet, denge ve insan onuru gibi değerler üzerine kuruludur. Bu değerlerin korunması, teknolojinin değil; onu kullanan hukukçunun mesleki bilinciyle mümkündür. Yapay zekâ, doğru sınırlar içinde kaldığında avukatın elini güçlendiren bir araç olabilir; ancak avukatın yerini alamaz. Geleceğin avukatlığı, teknolojiyi yöneten, etikle sınırlayan ve insan merkezli muhakemeyi merkeze alan bir meslek anlayışı üzerine inşa edilecektir.
Deutsch
Türkçe
English
Français

Comments
No comments yet.