AB - Hindistan Serbest Ticaret Anlaşmasının Türk Şirketlerine Etkileri: Gümrük, Sözleşme ve Tedarik Zinciri Hukuku

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, yalnızca iki taraf arasındaki ticari ilişkileri değil, Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği bağlantısı nedeniyle Türk şirketlerinin hukuki ve ticari konumunu da doğrudan etkilemektedir. Anlaşma kapsamında getirilen geniş tarife indirimleri, menşe kuralları ve hizmet liberalizasyonu, Türkiye açısından hem Hindistan pazarında tercih kaybı hem de AB pazarında artan rekabet anlamına gelmektedir. Tercihli menşe sistemi, Hindistan girdileriyle AB’de işlenen ürünlerin Türkiye pazarına dolaylı giriş riskini gündeme getirirken, Türk şirketleri için gümrük uyumu ve tedarik zinciri şeffaflığını kritik hâle getirmektedir. Hizmetler ve dijital ticaret alanındaki düzenlemeler, finansman, lojistik ve veri koruma süreçlerinde yeni hukuki yükümlülükler doğurmakta; KVKK ve GDPR uyumunu daha karmaşık bir yapıya taşımaktadır. Fikri mülkiyet hükümleri Hindistan pazarında hukuki öngörülebilirliği artırırken, Türk şirketleri açısından marka tescili, lisanslama ve know-how korumasını stratejik bir zorunluluk hâline getirmektedir. Sürdürülebilirlik ve ESG hükümleri ise çevresel ve sosyal standartları tedarik zincirleri aracılığıyla Türkiye’ye taşıyarak sözleşmelerde yeni sorumluluk alanları yaratmaktadır. Bu çok katmanlı yapı, Türk şirketlerinin sözleşmelerini, gümrük süreçlerini ve kurumsal uyum politikalarını proaktif biçimde yeniden yapılandırmasını gerekli kılmaktadır. Bıçak, bu dönüşüm sürecinde uluslararası ticaret, sözleşmeler, gümrük, fikri mülkiyet ve ESG alanlarında sunduğu bütüncül danışmanlık hizmetleriyle şirketlerin risklerini yönetmesine ve yeni fırsatları güvenle değerlendirmesine destek olmaktadır.

AB Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması Türk Şirketi Etki Gümrük Sözleşme Tedarik Zinciri Hukuk Bürosu Avukat ticari Gümrük Birliği Türkiye

AB-Hindistan STA’nın Türkiye’ye Etkileri

1. Giriş: AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması Bağlamında Türkiye’nin Hukuki Konumu

Avrupa Birliği ile Hindistan arasında müzakere edilen Serbest Ticaret Anlaşması (“AB–Hindistan STA”), yalnızca iki taraf arasındaki ticari ilişkileri dönüştüren bir metin değil; aynı zamanda Türkiye gibi AB ile Gümrük Birliği ilişkisi içinde bulunan üçüncü ülkeler açısından da doğrudan hukuki ve ekonomik sonuçlar doğuran çok katmanlı bir düzenleme niteliğindedir. Avrupa Komisyonu tarafından 27 Ocak 2026 tarihinde yayımlanan resmî açıklamalara göre, anlaşma kapsamında taraflar arasındaki mal ticaretinin yaklaşık %96’sı serbestleştirilmekte; sanayi ürünlerinin büyük çoğunluğunda tarifeler sıfırlanmakta ve hizmet ticaretine ilişkin ileri düzey taahhütler getirilmektedir.

2024 yılı itibarıyla AB ile Hindistan arasındaki toplam ticaret hacmi yaklaşık 120 milyar Avro seviyesindedir. Anlaşma ile birlikte AB, Hindistan pazarında tarife satırlarının %90’ından fazlasında tercihli erişim elde ederken; Hindistan da AB pazarında benzer ölçekte liberalizasyona kavuşmaktadır. Bu kapsam ve derinlik, söz konusu STA’yı AB’nin bugüne kadar Hindistan ile gerçekleştirdiği en geniş ticaret açılımı hâline getirmektedir.

Türkiye açısından belirleyici olan husus, Türkiye’nin bu anlaşmaya taraf olmamasına rağmen, Avrupa Birliği ile yürürlükte bulunan Gümrük Birliği ilişkisi nedeniyle sonuçlarına fiilen maruz kalacak olmasıdır. 1/95 sayılı Türkiye–AB Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca Türkiye, AB’nin Ortak Gümrük Tarifesini ve üçüncü ülkelerle akdedilen tercihli ticaret rejimlerini iç hukukuna yansıtmakla yükümlüdür (Madde 16). Bu yapı, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye bakımından “asimetrik” etkiler doğurmasına yol açmakta; AB’nin STA imzaladığı ülkeler Türkiye pazarına dolaylı erişim sağlarken, aynı ülkelerin Türkiye ile eş zamanlı bir STA akdetme yönünde hukuki bir yükümlülük altına girmemesi sistemsel bir dengesizlik yaratmaktadır.

Türkiye-AB ilişkileri, 1996 yılında yürürlüğe giren Gümrük Birliği’nden bu yana yoğun bir ekonomik entegrasyon temelinde ilerlemektedir. Avrupa Birliği, uzun yıllardır Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumunda olup, Türkiye ihracatının yaklaşık %40’ı AB pazarına yönelmektedir. Sanayi ürünlerinde serbest dolaşım rejimi, Türk şirketlerini AB değer zincirlerine derin biçimde entegre etmiş; otomotiv, makine, tekstil ve kimya gibi sektörlerde üretim yapıları büyük ölçüde AB talebine göre şekillenmiştir.

Buna karşılık Türkiye–Hindistan ticari ilişkileri henüz benzer düzeyde kurumsallaşmış değildir. İki ülke arasında hâlihazırda yürürlükte olan bir Serbest Ticaret Anlaşması bulunmamaktadır. Ticaret hacmi son yıllarda artış eğiliminde olmakla birlikte, Türkiye’nin Hindistan’a ihracatı sınırlı kalmakta; ilişkiler büyük ölçüde genel MFN tarifeleri üzerinden yürütülmektedir. Bu durum, AB-Hindistan STA’sının yürürlüğe girmesi hâlinde, Türk ihracatçılarının Hindistan pazarında AB rakiplerine kıyasla belirgin bir tarife dezavantajı ile karşı karşıya kalması riskini beraberinde getirmektedir.

Bu çalışma, AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nı klasik bir dış ticaret değerlendirmesinin ötesinde, Türkiye açısından doğurduğu hukuki sonuçlar, şirketler bakımından ortaya çıkan uyum yükümlülükleri ve yeni sözleşmesel risk alanları perspektifinden ele almayı amaçlamaktadır. Analiz; Gümrük Birliği kaynaklı yapısal asimetri, menşe kuralları, gümrük uygulamaları, hizmet ticareti, dijital düzenlemeler ve sürdürülebilirlik yükümlülükleri ekseninde ilerleyecek; her başlık altında Türk şirketleri için ortaya çıkan somut hukuki riskler ve stratejik fırsatlar değerlendirilecektir.

2. Türkiye’nin Hukuki Konumu: Gümrük Birliği ve Serbest Ticaret Anlaşmaları Asimetrisi

Türkiye’nin AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması karşısındaki konumunu doğru değerlendirebilmek için, öncelikle Türkiye-Avrupa Birliği Gümrük Birliği’nin hukuki mimarisini ve bu mimarinin üçüncü ülkelerle akdedilen serbest ticaret anlaşmaları karşısında yarattığı yapısal dengesizliği ortaya koymak gerekir. Bu çerçevede söz konusu STA’nın Türkiye bakımından doğuracağı etkiler, yalnızca ekonomik değil; doğrudan doğruya normatif ve kurumsal bir soruna işaret etmektedir.

2.1. Gümrük Birliği’nin Hukuki Çerçevesi ve Türkiye’nin Uyum Yükümlülüğü

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği, 1/95 sayılı Türkiye–AB Ortaklık Konseyi Kararı ile tesis edilmiştir. Bu düzenleme uyarınca Türkiye, sanayi ürünleri bakımından AB ile ortak bir gümrük alanı oluşturmuş; AB’nin Ortak Gümrük Tarifesi’ni kabul etmiş ve üçüncü ülkelerle ticarette AB’nin Ortak Ticaret Politikası ile uyumlu hareket etmeyi taahhüt etmiştir.  Kararın 16. maddesi özellikle belirleyicidir. Bu hüküm, Türkiye’nin, AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı tercihli ticaret anlaşmalarına paralel biçimde kendi ticaret rejimini uyarlamasını öngörmektedir. Başka bir ifadeyle Türkiye, AB’nin bir ülkeye tanıdığı tercihli erişimi, o ülke Türkiye ile eş zamanlı bir anlaşma imzalamamış olsa dahi, fiilen kendi pazarına yansıtmak durumunda kalabilmektedir (Madde 16). Bu yapı, Türkiye açısından “ortak karar – ayrı sonuç” doğuran özgün bir model yaratmıştır: AB üçüncü ülkelerle STA müzakere ederken Türkiye masada yer almamakta; ancak müzakere sonucunda ortaya çıkan ticaret rejimi Türkiye bakımından bağlayıcı etkiler doğurmaktadır. Nitekim Türkiye’nin serbest ticaret politikası büyük ölçüde AB’nin ticaret anlaşmaları takvimine endekslenmiş durumdadır. AB – Hindistan STA’sı da bu bağlamda Türkiye bakımından klasik bir “üçüncü ülke anlaşması” değil; Gümrük Birliği aracılığıyla dolaylı şekilde Türkiye’nin ticaret ortamını yeniden şekillendirecek bir düzenleme niteliği taşımaktadır.

2.2. STA Asimetrisi: Yapısal Bir Sorun

Literatürde ve resmi politika belgelerinde “STA asimetrisi” olarak adlandırılan olgu, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmaların Türkiye bakımından tek taraflı sonuçlar doğurmasını ifade etmektedir. Bu asimetri üç aşamalı bir mekanizma üzerinden işlemektedir:

  • AB, üçüncü bir ülke ile STA imzalar.
  • Türkiye, Gümrük Birliği yükümlülükleri gereği bu tercihli rejime uyum sağlar veya uyum baskısı altına girer.
  • Ancak üçüncü ülkenin Türkiye ile paralel bir STA imzalama yönünde hukuki bir zorunluluğu bulunmaz.

Sonuç olarak üçüncü ülke malları, AB üzerinden veya doğrudan Türkiye pazarına daha avantajlı şartlarla erişebilirken; Türk malları aynı ülke pazarında MFN tarifelerine tabi kalmaya devam edebilir. Bu durum, geçmişte Güney Afrika, Meksika, Cezayir ve Kanada gibi ülkelerle yaşanan süreçlerde açık biçimde gözlemlenmiş; Türkiye uzun süre tercih erozyonu ile karşı karşıya kalmıştır. AB-Hindistan STA’sı, bu yapısal sorunun yeni ve yüksek hacimli bir örneğini oluşturma potansiyeline sahiptir. Komisyon verilerine göre Hindistan, dünyanın en büyük nüfusuna sahip dördüncü büyük ekonomisi konumundadır ve anlaşma, sanayi ürünlerinin neredeyse tamamında tarife indirimleri öngörmektedir. Bu ölçekte bir pazarda AB firmalarının tercihli erişim elde etmesi, Türkiye’nin Hindistan’a ihracatında ciddi bir rekabet dezavantajı yaratma riskini beraberinde getirmektedir.

2.3. Türkiye Açısından Hukuki Sonuçlar: Piyasa Erişimi, Rekabet ve Düzenleyici Baskı

STA asimetrisinin hukuki sonuçları yalnızca dış pazarlarda değil, Türkiye iç pazarında da ortaya çıkmaktadır. AB-Hindistan STA’sının yürürlüğe girmesi hâlinde:

  • AB menşeli sayılan ürünler, Hindistan girdileriyle üretilmiş olsa dahi, serbest dolaşım kapsamında Türkiye pazarına girebilecektir (menşe kuralları izin verdiği ölçüde).
  • Türkiye, Hindistan menşeli ürünlere karşı doğrudan tarife uygulayamazken, AB üzerinden gelen eşdeğer mallarla rekabet etmek durumunda kalabilecektir.
  • Türk üreticiler, hem Hindistan pazarında hem de AB pazarında artan rekabet baskısıyla karşılaşacaktır.

Bu bağlamda mesele yalnızca ticari değil; aynı zamanda düzenleyici egemenlik ve hukuki öngörülebilirlik sorunu hâline gelmektedir. Türkiye, taraf olmadığı bir anlaşmanın menşe kuralları, teknik standartları ve sürdürülebilirlik hükümleri ile fiilen uyumlu hareket etmek zorunda kalabilmektedir.

2.4. Şirketler Bakımından Pratik Hukuki Yansımalar

Bu yapısal asimetri, Türk şirketleri açısından soyut bir politika tartışması olmaktan ziyade, doğrudan sözleşmesel ve operasyonel riskler doğurmaktadır. Özellikle:

  • Hindistan pazarı hedefleyen Türk ihracatçılar için tarife dezavantajı, distribütörlük ve fiyatlandırma sözleşmelerinin yeniden yapılandırılmasını gerektirebilir.
  • AB tedarik zincirlerine entegre firmalar açısından menşe uyumu, belge yükümlülükleri ve tedarikçi sözleşmeleri kritik hâle gelmektedir.
  • Uzun vadeli yatırım kararlarında, Türkiye-Hindistan arasında henüz bir STA bulunmaması hukuki belirsizlik unsuru olarak dikkate alınmalıdır.

Bu nedenle AB-Hindistan STA’sı, Türk şirketleri açısından yalnızca “uzak bir ticaret anlaşması” değil; gümrük hukuku, sözleşmeler hukuku, rekabet ve uyum alanlarını doğrudan etkileyen yeni bir normatif çerçeve olarak değerlendirilmelidir.

3. Mallar Ticaretine İlişkin Hukuki Sonuçlar

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın en somut ve kısa vadede hissedilecek etkileri, kuşkusuz mal ticaretine ilişkin tarife indirimleri ve pazar erişimi düzenlemeleri üzerinden ortaya çıkacaktır. Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı resmî metinlere göre anlaşma, AB’nin Hindistan’a ihracatında tarife satırlarının %90’ından fazlasında, Hindistan’ın ise AB’ye ihracatında yaklaşık %86’sında tam veya kısmi liberalizasyon öngörmektedir; değer bazında bu oranlar sırasıyla %91 ve %93 seviyesindedir. Toplam kapsama bakıldığında, Hindistan tarafında %96,6, AB tarafında ise %99,3 oranında ticaretin serbestleştirilmesi hedeflenmektedir. Bu rakamlar, anlaşmanın klasik bir “kademeli açılım” metninden ziyade, geniş kapsamlı ve derin bir serbestleşme rejimi kurduğunu göstermektedir. Türkiye açısından hukuki değerlendirme, bu liberalizasyonun yalnızca AB-Hindistan ekseninde değil, Türkiye’nin hem AB hem Hindistan pazarlarındaki konumunu nasıl dönüştürdüğü üzerinden yapılmalıdır.

3.1. Tarife İndirimlerinin Türkiye’ye Dolaylı Etkisi: Tercih Marjı Kaybı

AB-Hindistan STA’sı kapsamında Hindistan, makine, elektrikli ekipman, kimyasallar, plastikler, tıbbi cihazlar, demir–çelik ürünleri, ilaçlar ve otomotiv dahil olmak üzere sanayi ürünlerinin büyük çoğunluğunda tarifeleri sıfırlamayı veya ciddi biçimde düşürmeyi taahhüt etmektedir. Özellikle motorlu taşıtlarda %110 seviyesindeki tarifelerin kota dahilinde %10’a indirilmesi, makine ve kimyada %20–40 bandındaki vergilerin büyük ölçüde kaldırılması, AB üreticileri açısından Hindistan pazarına erişimi kökten değiştirmektedir.

Türkiye bakımından kritik sorun, bu tercihli erişimin Türkiye’ye otomatik olarak yansımamasıdır. Türkiye ile Hindistan arasında yürürlükte bir Serbest Ticaret Anlaşması bulunmadığından, Türk ihracatçıları Hindistan pazarında genel MFN tarifelerine tabi olmaya devam edecektir. Bu durum, özellikle AB ile benzer ürün gruplarında faaliyet gösteren Türk firmaları açısından ciddi bir “tercih marjı kaybı” anlamına gelmektedir. Hukuki açıdan bu tablo, Türk şirketlerinin Hindistan’daki mevcut distribütörlük, temsilcilik ve uzun vadeli satış sözleşmelerini yeniden değerlendirmesini zorunlu kılmaktadır. Zira AB rakiplerinin tarife avantajı sayesinde fiyat kırabildiği bir pazarda, sabit fiyatlı veya uzun vadeli tedarik yükümlülüğü içeren sözleşmeler Türk ihracatçıları açısından ekonomik açıdan sürdürülemez hâle gelebilir. Bu nedenle özellikle Hindistan pazarı hedefleyen şirketler bakımından:

  • fiyat revizyon maddelerinin,
  • güçlük ve uyarlama hükümlerinin,
  • pazar payı koruma maddelerinin

hukuki öneminin arttığı görülmektedir. Başka bir ifadeyle, AB-Hindistan STA’sı, Türk firmalarının dış ticaret sözleşmelerinde “ticaret politikası değişikliği” riskini artık soyut bir ihtimal olmaktan çıkarıp somut bir hukuki parametre hâline getirmiştir.

3.2. AB Pazarında Hindistan Rekabeti ve Türk Üreticiler Açısından Risk Alanları

Anlaşmanın ikinci önemli sonucu, Hindistan menşeli ürünlerin AB pazarına daha avantajlı koşullarla girecek olmasıdır. Komisyonun fasıl özetlerinde özellikle tekstil ve ayakkabı, bazı kimyasal girdiler, seramik ürünleri ve belirli mühendislik mallarının Hindistan açısından kazanım alanları arasında sayıldığı görülmektedir. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği içinde olması nedeniyle, Türk ürünleri hâlihazırda AB pazarına gümrüksüz erişim avantajına sahiptir. Ancak Hindistan ürünlerinin de benzer biçimde düşük tarifelerle AB’ye girmesi, Türkiye’nin bazı sektörlerde sahip olduğu göreli rekabet üstünlüğünü aşındırabilir. Bu durum özellikle:

  • tekstil ve hazır giyim,
  • otomotiv yan sanayi,
  • seramik ve yapı malzemeleri,
  • belirli kimyasal ürünler

gibi Türkiye’nin AB pazarında güçlü olduğu alanlarda daha belirgin hâle gelebilecektir. Hukuki açıdan burada dikkat çekici olan husus, rekabet baskısının yalnızca fiyat üzerinden değil, aynı zamanda menşe, sürdürülebilirlik ve teknik standartlar üzerinden de şekillenecek olmasıdır. AB-Hindistan STA’sı ile Hindistan üreticilerinin AB normlarına uyumu teşvik edilirken, Türk firmaları için de mevcut uyum yükümlülüklerinin fiilen ağırlaşması söz konusu olabilecektir. Bu bağlamda Türk üreticiler açısından risk, yalnızca pazar kaybı değil; aynı zamanda AB müşterileriyle yapılan sözleşmelerde kalite, sürdürülebilirlik ve teslim yükümlülüklerinin daha sıkı denetlenmesi şeklinde ortaya çıkacaktır.

3.3. Ticaret Savunma Araçları: Dolaylı Maruziyet Riski

AB-Hindistan STA’sı, tarafların anti-damping, telafi edici vergi ve korunma önlemleri (safeguards) uygulama yetkilerini saklı tutmaktadır. Bu durum, Hindistan’dan AB’ye yönelik ithalatın belirli sektörlerde ani artış göstermesi hâlinde, AB’nin ticaret savunma mekanizmalarını devreye sokabileceği anlamına gelmektedir. Türk şirketleri bakımından burada ortaya çıkan hukuki risk dolaylıdır ancak önemlidir. Şöyle ki:

  • AB’nin belirli bir ürün grubunda soruşturma açması, aynı GTİP altında Türkiye’den yapılan ihracatı da daha yakından inceleme konusu hâline getirebilir.
  • Benzer ürün” kavramı nedeniyle Türk üreticiler, Hindistan kaynaklı ithalat artışının yarattığı politik ve hukuki iklimden etkilenebilir.
  • AB pazarına ihracat yapan Türk firmalar, fiyatlandırma ve maliyet yapıları konusunda daha sık belge ibrazına zorlanabilir.

Bu nedenle özellikle AB’ye yoğun ihracat yapan Türk şirketleri açısından maliyet muhasebesi, transfer fiyatlandırması ve ticari belgelerin şeffaflığı, artık yalnızca vergi hukuku değil aynı zamanda dış ticaret hukuku bağlamında da stratejik bir önem kazanmıştır.

3.4. Şirketler İçin Somut Hukuki Yol Haritası

Mallar ticaretine ilişkin bu yeni çerçeve, Türk şirketleri için pasif biçimde izlenecek bir gelişme değil; aktif hukuki uyum gerektiren bir süreçtir. Uygulamada önerilen başlıca adımlar şunlardır:

  • Hindistan’a yapılan ihracatta GTİP bazlı tarife karşılaştırma analizi,
  • AB pazarında faaliyet gösterilen ürün gruplarında Hindistan rekabetine karşı sözleşmesel risk değerlendirmesi,
  • uzun vadeli satış ve distribütörlük sözleşmelerinin revizyonu,
  • ticaret savunma soruşturmalarına hazırlık amacıyla iç uyum dosyalarının oluşturulması.

Bu noktada hukuki danışmanlık, yalnızca mevzuat yorumuyla sınırlı olmayıp; şirketlerin ticari stratejilerini yeni STA mimarisiyle uyumlu hâle getiren bütüncül bir yapılandırma süreci olarak ele alınmalıdır.

4. Menşe Kuralları ve Gümrük Hukuku Boyutu

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın Türkiye bakımından en teknik, ancak aynı zamanda en kritik sonuç doğuran başlıklarından biri menşe kuralları ve buna bağlı gümrük uygulamalarıdır. Zira STA kapsamında öngörülen tarife indirimlerinden yalnızca taraf ülkelerde yeterli işçilik veya işlem görmüş ürünler yararlanabilecek; buna karşılık menşe sisteminin uygulanma biçimi, üçüncü ülkeler açısından dolaylı piyasa etkilerinin sınırlarını fiilen belirleyecektir. Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı fasıl özetlerine göre anlaşma, modern AB STA’larında kullanılan tercihli menşe yaklaşımını benimsemekte; ürün bazlı kurallar (product-specific rules), yeterli işlem kriterleri ve firmaya dayalı menşe beyanı (self-certification) sistemini birlikte içermektedir. Bunun yanında gümrük idarelerine sonradan kontrol ve doğrulama yetkisi tanınmakta; yanlış menşe beyanlarına karşı yaptırım mekanizmaları korunmaktadır.

Bu teknik çerçeve, Türkiye açısından üç ayrı hukuki risk alanı yaratmaktadır: (i) dolaylı giriş ihtimali, (ii) AB menşesi kazanmış ürünlerin Türkiye pazarına etkisi ve (iii) Türk şirketlerinin artan uyum yükümlülükleri.

4.1. Tercihli Menşe Sisteminin Yapısı ve Hukuki Mantığı

AB-Hindistan STA’sı kapsamında tercihli tarifelerden yararlanabilmek için ürünlerin ya tamamen taraf ülkelerde elde edilmiş olması ya da belirlenen ölçüde “yeterli işçilik veya işlem” görmüş olması gerekmektedir. Bu kriterler, her ürün grubu için ayrı ayrı tanımlanan ürün bazlı menşe kuralları ile somutlaştırılmaktadır. Anlaşma, menşe ispatında klasik EUR.1 sisteminden ziyade, firmaların kendi beyanına dayalı bir mekanizma öngörmektedir. Ancak bu kolaylaştırıcı yapı, gümrük idarelerinin sonradan kontrol yetkisini ortadan kaldırmamaktadır. Aksine, hem AB hem Hindistan makamları, menşe beyanlarının doğruluğunu denetleme ve gerektiğinde tercihli tarife avantajını geri alma yetkisini saklı tutmaktadır. Hukuki açıdan bu durum, menşe kavramını yalnızca bir belge meselesi olmaktan çıkarıp, şirketlerin tüm tedarik zincirini kapsayan sürekli bir uyum yükümlülüğüne dönüştürmektedir.

4.2. Dolaylı Giriş Riski ve Türkiye Pazarına Yansımalar

Avrupa Komisyonu, STA’nın menşe kuralları sayesinde üçüncü ülke ürünlerinin Hindistan üzerinden AB’ye, oradan da Türkiye’ye yönlendirilmesinin önüne geçileceğini açıkça ifade etmektedir. Ancak hukuki pratikte mesele bundan daha karmaşıktır. Türkiye’nin AB ile Gümrük Birliği içinde bulunması nedeniyle, AB menşeli sayılan ürünler serbest dolaşım kapsamında Türkiye pazarına da girebilmektedir. Bu çerçevede kritik soru şudur: Hindistan girdileriyle AB’de işlenen bir ürün, hangi koşullarda “AB menşeli” kabul edilecektir?

Eğer ürün bazlı menşe kuralları nispeten esnek tasarlanmışsa, Hindistan’dan gelen ara mallar AB’de sınırlı bir işleme tabi tutulduktan sonra AB menşesi kazanabilir ve Türkiye’ye gümrüksüz biçimde girebilir. Bu senaryo, Türkiye açısından klasik bir “transshipment” değil; hukuken geçerli bir menşe kazanımı yoluyla gerçekleşen dolaylı rekabet anlamına gelir. Bu noktada Türkiye’nin doğrudan müdahale edebileceği bir STA mekanizması bulunmamaktadır. Türkiye, taraf olmadığı bir anlaşmanın menşe kurallarını müzakere edememekte; ancak sonuçlarına fiilen maruz kalmaktadır. Bu durum, Gümrük Birliği kaynaklı asimetrinin gümrük hukuku düzeyindeki en somut yansımasıdır. Türk üreticiler açısından bu yapı, özellikle AB merkezli tedarik zincirlerinde Hindistan kaynaklı girdilerin artması hâlinde, iç pazarda yeni bir rekabet dalgası ile karşılaşma ihtimalini gündeme getirmektedir.

4.3. Yanlış Menşe Beyanı ve Hukuki Sorumluluk Alanı

Tercihli menşe sisteminin genişlemesi, beraberinde ciddi bir yaptırım riskini de getirmektedir. Gerek AB gerek Hindistan mevzuatı uyarınca yanlış veya yanıltıcı menşe beyanı, tercihli tarifenin geriye dönük iptaline, gümrük vergilerinin faiziyle tahsiline ve idari yaptırımlara yol açabilmektedir. Türk şirketleri açısından burada iki boyutlu bir risk söz konusudur:

  • AB üzerinden ithal edilen ürünlerde, tedarikçi tarafından yapılan hatalı menşe beyanlarının Türkiye’deki ithalatçıya mali yük getirmesi,
  • Türk firmalarının AB müşterilerine sunduğu ara malların, Hindistan girdisi içermesi hâlinde menşe statüsünün tartışmalı hâle gelmesi.

Her iki durumda da sorumluluk yalnızca üretici veya ihracatçıyla sınırlı kalmamakta; zincirin tüm halkalarını etkileyebilmektedir. Bu nedenle menşe konusu, artık yalnızca gümrük müşavirlerinin değil, şirket içi hukuk ve uyum birimlerinin de doğrudan ilgi alanına girmiştir.

4.4. Türk Şirketleri için Artan Uyum Yükümlülükleri

AB-Hindistan STA’sı sonrası dönemde Türk şirketleri bakımından menşe ve gümrük hukuku alanında öne çıkan yükümlülükler şunlardır:

  • tedarik zincirinin ülke bazlı haritalanması,
  • kullanılan girdilerin menşe statüsünün belgelenmesi,
  • AB ile yapılan tedarik sözleşmelerinde menşe sorumluluğunun açık biçimde düzenlenmesi,
  • gümrük denetimlerine hazırlık amacıyla teknik dosyaların oluşturulması,
  • dolaylı Hindistan girdisi bulunan ürünler için AB pazarında doğabilecek risklerin önceden analiz edilmesi.

Bu çerçevede hukuki danışmanlığın rolü, yalnızca mevzuat yorumlamak değil; şirketlerin ticari operasyonlarını yeni tercihli ticaret mimarisine uygun şekilde yeniden yapılandırmalarına yardımcı olmaktır. Menşe kuralları ve gümrük hukuku boyutu, AB-Hindistan STA’sının Türkiye açısından en sessiz fakat en derin etkilerinden birini oluşturmaktadır. Bu alan, erken hazırlık yapan şirketler için riskten ziyade rekabet avantajına dönüşebilecek bir stratejik uyum sahası olarak değerlendirilmelidir.

5. Hizmetler, Dijital Ticaret ve Veri Hukuku Etkileri

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, klasik serbest ticaret anlaşmalarından farklı olarak, yalnızca mal ticaretine odaklanmamakta; hizmetler, dijital ticaret ve veri yönetişimi gibi alanlarda da kapsamlı ve bağlayıcı düzenlemeler getirmektedir. Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı fasıl özetleri, özellikle finansal hizmetler, denizcilik ve lojistik, profesyonel hizmetler ile dijital ticaret alanlarında Hindistan’ın bugüne kadar başka hiçbir ticaret ortağına tanımadığı ölçüde ileri taahhütler verdiğini ortaya koymaktadır. Bu gelişme, Türkiye açısından iki yönlü bir hukuki etki doğurmaktadır: Bir yandan AB merkezli hizmet sağlayıcıların Hindistan pazarında güçlenmesiyle Türkiye’nin AB tedarik zincirlerindeki konumu yeniden şekillenmekte; diğer yandan Hindistan kaynaklı hizmet sağlayıcıların AB pazarına erişiminin kolaylaşması, Türk firmaları için yeni bir rekabet alanı yaratmaktadır.

5.1. Finansal Hizmetler ve Kurumsal Yapılanma Boyutu

Anlaşma, finansal hizmetler alanında Hindistan’ın en iddialı taahhütlerini içermektedir. Bankacılık, sigortacılık ve ilgili finansal faaliyetlerde yabancı hizmet sağlayıcıların pazara erişimi genişletilmekte; yerel varlık bulundurma, yönetim kurulu yapısı ve lisanslama süreçlerine ilişkin daha öngörülebilir bir çerçeve oluşturulmaktadır. Türkiye açısından bu düzenlemelerin doğrudan bağlayıcılığı bulunmamakla birlikte, dolaylı etkileri önemlidir. Zira AB merkezli finansal kurumların Hindistan’da genişleyen faaliyetleri, Türkiye’de yerleşik şirketlerin AB bankaları üzerinden Hindistan projelerine finansman sağlamasını kolaylaştırabilir. Bu durum, özellikle Türkiye’den Hindistan’a yatırım veya proje bazlı ihracat yapan şirketler için yeni hukuki yapılandırma modellerini gündeme getirmektedir. Öte yandan Hindistan finans kuruluşlarının AB pazarına girişinin kolaylaşması, uzun vadede AB finans ekosisteminde rekabeti artıracak; bu da Türkiye’de faaliyet gösteren AB bankalarının kredi politikaları ve risk değerlendirme süreçlerini dolaylı biçimde etkileyebilecektir. Türk şirketleri açısından bu tablo, uluslararası finansman sözleşmelerinde teminat yapıları, compliance yükümlülükleri ve bilgi paylaşımı maddelerinin daha sıkı hâle gelmesi anlamına gelmektedir.

5.2. Denizcilik, Lojistik ve Profesyonel Hizmetler

Komisyon belgelerinde özellikle vurgulanan bir diğer alan denizcilik ve lojistik hizmetleridir. Anlaşma, AB hizmet sağlayıcılarına Hindistan limanları ve deniz taşımacılığı piyasasında ayrıcalıklı erişim tanımakta; aynı zamanda lojistik hizmetlerinde şeffaflık ve düzenleyici öngörülebilirlik sağlamayı hedeflemektedir. Türkiye bakımından bu gelişme, AB-Hindistan ticaret hacminin artmasıyla birlikte Avrupa merkezli lojistik ağlarının yeniden yapılanması anlamına gelmektedir. Türk lojistik firmaları, AB merkezli operatörlerin Hindistan bağlantılı hatlarında alt yüklenici veya bölgesel merkez rolü üstlenebilir. Ancak aynı zamanda Hindistan merkezli lojistik şirketlerinin AB pazarına girişinin kolaylaşması, Türkiye’nin bölgesel aktarma merkezi olma iddiasını zorlayabilecek yeni rekabet unsurları doğurabilir. Hukuki açıdan bu durum, lojistik ve denizcilik alanında faaliyet gösteren Türk şirketlerinin acentelik, taşıma ve depolama sözleşmelerini yeniden gözden geçirmesini; sorumluluk paylaşımı, gecikme cezaları ve force majeure hükümlerini STA kaynaklı yeni ticaret hacimlerine göre uyarlamasını gerektirebilir.

5.3. Dijital Ticaret Bölümü ve Yeni Nesil Hukuki Yükümlülükler

AB-Hindistan STA’sının en yenilikçi unsurlarından biri dijital ticaret bölümüdür. Bu fasıl; çevrim içi tüketici korunması, elektronik sözleşmeler, istenmeyen ticari mesajlar, yazılım kaynak kodunun korunması ve dijital ticarette hukuki öngörülebilirlik gibi alanları kapsamaktadır. Her ne kadar Türkiye bu anlaşmanın tarafı olmasa da, AB’nin dijital ticaret standartlarını Hindistan’a da ihraç etmesi, fiilen Avrupa merkezli dijital ekosistemin genişlemesi anlamına gelmektedir. Türkiye’de faaliyet gösteren ve AB ile iş yapan e-ticaret platformları, yazılım şirketleri ve teknoloji girişimleri açısından bu gelişme, sözleşmesel ve teknik uyum beklentilerinin yükselmesi sonucunu doğuracaktır. Özellikle AB merkezli müşterilerle çalışan Türk teknoloji firmaları bakımından:

  • veri güvenliği taahhütleri,
  • tüketici bilgilendirme yükümlülükleri,
  • dijital hizmet sözleşmelerindeki sorumluluk sınırları

daha ayrıntılı ve bağlayıcı hâle gelebilecektir.

5.4. KVKK, GDPR ve Sınır Ötesi Veri Akışı

Dijital ticaret faslı ile bağlantılı en önemli hukuki alanlardan biri kişisel verilerin korunmasıdır. AB-Hindistan STA’sı, tarafların veri koruma alanındaki düzenleme yetkisini saklı tutmakla birlikte, dijital ticarette güven ve hukuki kesinlik yaratmayı hedeflemektedir. Türkiye açısından bu durum, zaten yürürlükte olan KVKK-GDPR uyum tartışmalarını yeni bir boyuta taşımaktadır. AB’nin Hindistan ile kurduğu dijital ticaret çerçevesi, fiilen GDPR merkezli bir veri yönetişimi modelinin Asya pazarına doğru genişlemesi anlamına gelmektedir. Bu genişleme, Türkiye’de yerleşik şirketlerin AB ve Hindistan bağlantılı projelerde kişisel veri aktarımı yaparken daha karmaşık hukuki denetim mekanizmalarına tabi tutulmasını beraberinde getirebilir. Pratikte bu, Türk şirketleri için şu sonuçları doğurmaktadır:

  • sınır ötesi veri aktarımında üçlü uyum gereksinimi (Türkiye-AB-Hindistan),
  • veri işleme sözleşmelerinin (DPA) yeniden yapılandırılması,
  • teknik ve organizasyonel tedbirlerin artırılması,
  • veri ihlali bildirim süreçlerinin genişlemesi.

Bu nedenle dijital alanda faaliyet gösteren Türk firmaları açısından AB-Hindistan STA’sı, dolaylı biçimde KVKK uyum projelerinin kapsamını genişleten bir dış norm etkisi yaratmaktadır.

5.5. Şirketler İçin Hukuki Strateji

Hizmetler ve dijital ticaret boyutu, Türk şirketleri açısından yalnızca yeni pazar fırsatları değil; aynı zamanda karmaşık bir düzenleyici ortam anlamına gelmektedir. Bu bağlamda önerilen hukuki adımlar şunlardır:

  • AB ve Hindistan bağlantılı hizmet sözleşmelerinin yeniden gözden geçirilmesi,
  • finansman ve lojistik sözleşmelerinde veri paylaşımı ve uyum hükümlerinin güncellenmesi,
  • dijital hizmet sağlayıcıları için KVKK/GDPR uyum haritalarının genişletilmesi,
  • teknoloji şirketleri bakımından fikri mülkiyet ve veri güvenliği maddelerinin güçlendirilmesi.

Bu süreçte hukuki danışmanlık, yalnızca reaktif bir uyum faaliyeti değil; şirketlerin bölgesel hizmet ağlarını ve dijital iş modellerini yeniden yapılandıran stratejik bir araç olarak ele alınmalıdır.

6. Fikri Mülkiyet ve Marka Hukuku Boyutu

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın şirketler bakımından en stratejik fakat çoğu zaman göz ardı edilen boyutlarından biri, fikri mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin hükümleridir. Avrupa Komisyonu’nun fasıl özetlerine göre anlaşma; telif hakları, ticari markalar, tasarımlar, ticari sırlar, açıklanmamış bilgiler ve bitki çeşitleri dahil olmak üzere geniş bir yelpazede yüksek koruma standartları getirmekte, aynı zamanda bu hakların etkin biçimde uygulanmasını sağlayacak idari ve yargısal mekanizmaları da düzenlemektedir. Bu yapı, AB ile Hindistan arasındaki teknoloji, marka ve know-how akışını hızlandırmayı hedeflerken, Türkiye gibi üçüncü ülkelerde yerleşik şirketler açısından da yeni bir hukuki denge yaratmaktadır. Zira AB firmalarının Hindistan pazarında artan fikri mülkiyet güvencesi, rekabet koşullarını yeniden şekillendirmekte; aynı zamanda Türk şirketleri için Hindistan’da faaliyet göstermenin hukuki altyapısını da dolaylı biçimde etkilemektedir.

6.1. Artan IP Korumasının Rekabet Hukuku ve Pazar Dinamiklerine Etkisi

Anlaşma ile Hindistan tarafı, AB standartlarına yakın bir fikri mülkiyet rejimini kabul etmekte; marka, tasarım ve telif haklarının tescili, ihlallerin önlenmesi ve yaptırımların uygulanması konusunda daha öngörülebilir bir sistem kurmayı taahhüt etmektedir. Bu gelişme, ilk bakışta yalnızca AB şirketleri için olumlu bir adım gibi görünse de, Türkiye açısından daha karmaşık sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle güçlü küresel markalara sahip AB şirketleri, Hindistan pazarında daha agresif bir genişleme stratejisi izleyebilecek; bu da Türk markalarının pazara girişini zorlaştırabilecek yoğun bir marka doygunluğu yaratabilecektir. Hukuki açıdan bu tablo, Türk şirketlerinin Hindistan pazarına girmeden önce kapsamlı bir marka taraması (clearance search) yapmasını, potansiyel çatışmaları önceden tespit etmesini ve yerel tescil süreçlerini gecikmeksizin başlatmasını zorunlu kılmaktadır. Aksi hâlde, AB merkezli rakiplerin genişleyen IP koruması karşısında Türk markaları hukuki olarak savunmasız kalabilir.

6.2. Lisanslama Modelleri ve Know-How Transferi

AB-Hindistan STA’sının fikri mülkiyet faslı, yalnızca hakların korunmasını değil, aynı zamanda teknoloji ve bilgi transferinin güvenli biçimde gerçekleşmesini de hedeflemektedir. Ticari sırların ve açıklanmamış bilgilerin korunmasına ilişkin hükümler, lisanslama ve ortak girişim modellerinin önünü açmaktadır. Türkiye açısından bu durum iki farklı fırsat alanı yaratmaktadır: Birincisi, Türk teknoloji şirketleri ve sanayi üreticileri, AB merkezli firmalarla birlikte Hindistan’da lisanslama veya ortak üretim modellerine gidebilir. Güçlenen IP rejimi, bu tür iş birliklerinde hukuki güvenliği artırabilir. İkincisi, Türk şirketleri doğrudan Hindistanlı ortaklarla know-how paylaşımına dayalı projelere yöneldiğinde, STA sayesinde daha net bir koruma çerçevesine sahip bir pazarda faaliyet gösterecektir. Ancak burada kritik hukuki mesele, know-how’ın sözleşme düzeyde nasıl korunacağıdır. STA, genel bir koruma standardı sunsa da, şirketlerin kendi lisans sözleşmelerinde:

  • gizlilik yükümlülüklerini,
  • kullanım sınırlarını,
  • tersine mühendislik yasaklarını,
  • sözleşme sonrası rekabet etmeme hükümlerini

açık ve uygulanabilir biçimde düzenlemesi hayati önem taşımaktadır. Bu bağlamda AB-Hindistan STA’sı, Türk şirketleri için lisans sözleşmelerinin artık yalnızca iki taraflı değil, çok katmanlı bir hukuki çevre içinde değerlendirilmesini gerektirmektedir.

6.3. Ticari Sırlar ve Açıklanmamış Bilgiler: Yeni Bir Risk Alanı

Anlaşmanın dikkat çeken unsurlarından biri de ticari sırların korunmasına yönelik açık hükümlerdir. Hindistan, ticari sırların hukuka aykırı elde edilmesi, kullanılması veya açıklanmasına karşı etkili hukuki yollar sağlamayı taahhüt etmektedir. Bu gelişme, Türk şirketleri açısından olumlu olmakla birlikte, aynı zamanda iç uyum süreçlerinin güçlendirilmesini de zorunlu kılmaktadır. Zira Hindistan bağlantılı projelerde çalışan Türk firmaları, kendi çalışanları ve taşeronları üzerinden oluşabilecek veri ve bilgi sızıntılarından doğrudan sorumlu tutulabilir. Dolayısıyla Türk şirketleri bakımından artık yalnızca dış sözleşmeler değil, iç politika belgeleri, çalışan gizlilik sözleşmeleri ve bilgi güvenliği prosedürleri de uluslararası IP standartlarına uygun hâle getirilmelidir.

6.4. Hindistan Pazarında Türk Şirketleri için Hukuki Güvence ve Stratejik Yaklaşım

AB-Hindistan STA’sı doğrudan Türkiye’yi bağlamasa da, Hindistan’daki fikri mülkiyet ortamını AB normlarına yaklaştırarak Türk şirketleri için daha öngörülebilir bir hukuki zemin oluşturmaktadır. Ancak bu zemin, kendiliğinden bir koruma sağlamaz; aktif hukuki yapılandırma gerektirir. Türk şirketleri açısından önerilen başlıca adımlar şunlardır:

  • Hindistan’da marka ve tasarım tescillerinin erkenden yapılması,
  • teknoloji ve know-how içeren projelerde detaylı lisans ve gizlilik sözleşmeleri hazırlanması,
  • AB ve Hindistan bağlantılı projelerde IP sahipliğinin açık biçimde belirlenmesi,
  • ortak girişimlerde fikri mülkiyetin ayrıştırılması ve çıkış senaryolarının önceden düzenlenmesi.

Bu noktada hukuki danışmanlık, yalnızca hak ihlali durumlarında devreye giren bir mekanizma değil; pazara giriş aşamasından itibaren şirketin değerini koruyan proaktif bir strateji aracı olarak konumlandırılmalıdır.

7. Sürdürülebilirlik, Tedarik Zinciri Hukuku ve ESG

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın en belirleyici yapısal unsurlarından biri, ticaretin çevresel ve sosyal standartlarla bütünleştirilmiş olmasıdır. Anlaşmanın “Trade and Sustainable Development (TSD)” faslı; iklim değişikliğiyle mücadele, biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilir doğal kaynak yönetimi, işçi hakları ve kadınların ekonomik güçlenmesi gibi alanlarda taraflara bağlayıcı taahhütler yüklemektedir. Bu yaklaşım, AB’nin uzun süredir izlediği “ticaret yoluyla norm ihracı” politikasının Hindistan’a doğru genişlemesi anlamına gelmektedir. Türkiye açısından bu gelişme, taraf olmadığı bir STA üzerinden dahi AB merkezli sürdürülebilirlik standartlarının tedarik zincirleri aracılığıyla Türk şirketlerine yansıyacağı yeni bir döneme işaret etmektedir.

7.1. Çevresel Yükümlülükler ve Yeşil Ticaret Rejimi

STA kapsamında taraflar, Paris İklim Anlaşması, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Ticareti Sözleşmesi (CITES) gibi çok taraflı çevre anlaşmalarının etkin biçimde uygulanmasını taahhüt etmektedir. Ayrıca döngüsel ekonomi, sürdürülebilir gıda sistemleri ve doğal kaynakların korunmasına ilişkin iş birliği mekanizmaları oluşturulmaktadır. Her ne kadar Türkiye bu anlaşmanın tarafı olmasa da, AB ile yoğun ticari ilişkisi nedeniyle bu çevresel yükümlülükler Türk şirketlerine dolaylı biçimde yansıyacaktır. AB merkezli alıcılar, Hindistan ile kurulan yeni sürdürülebilirlik çerçevesini kendi küresel tedarik zincirlerine yayacak; bu da Türkiye’deki tedarikçilerden daha ayrıntılı çevresel performans raporları talep edilmesine yol açacaktır. Hukuki açıdan bu durum, Türk şirketleri için karbon ayak izi ölçümü, çevresel etki değerlendirmesi ve sürdürülebilir üretim sertifikasyonlarının artık gönüllü uygulamalar olmaktan çıkıp fiilî ticaret koşullarına dönüşmesi anlamına gelmektedir.

7.2. İşçi Hakları, Çalışma Koşulları ve Sosyal Uyum

Anlaşma, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) temel sözleşmelerine uyumu açıkça zorunlu kılmakta; insana yakışır çalışma koşulları, etkin iş müfettişliği ve sorumlu iş yapma ilkelerini bağlayıcı çerçevede ele almaktadır. Ayrıca kadınların ekonomik hayata katılımını güçlendirmeye yönelik hükümler de TSD faslına dâhil edilmiştir. Bu hükümler, AB–Hindistan ticaretinin sosyal boyutunu kurumsallaştırırken, Türkiye açısından da dolaylı bir etki yaratmaktadır. Zira AB şirketleri, Hindistan’da üstlendikleri bu sosyal taahhütleri, küresel tedarik zincirlerinde standart hâline getirme eğilimindedir. Bu da Türkiye’de faaliyet gösteren üreticilerin:

  • çalışma saatleri,
  • iş sağlığı ve güvenliği,
  • alt işveren ilişkileri,
  • çocuk işçiliği ve ayrımcılık politikaları

gibi alanlarda daha sıkı denetime tabi tutulması sonucunu doğuracaktır. Türk şirketleri bakımından bu tablo, iş hukuku uyumunun yalnızca ulusal mevzuata uygunlukla sınırlı kalamayacağını; uluslararası standartların da sözleşmesel yükümlülük hâline geleceğini göstermektedir.

7.3. Tedarik Zinciri Sorumluluğu ve Sözleşmesel Riskler

AB-Hindistan STA’sı, sürdürülebilirlik hükümlerini yalnızca devletler arası taahhütler olarak bırakmamakta; “sorumlu iş yapma” ilkesini öne çıkararak özel sektör aktörlerini de fiilen yükümlülük altına sokmaktadır. Bu yaklaşım, tedarik zinciri hukukunda önemli bir paradigma değişimini yansıtmaktadır: Artık şirketler yalnızca kendi faaliyetlerinden değil, aynı zamanda tedarikçilerinin çevresel ve sosyal performansından da sorumlu tutulmaktadır. Türk şirketleri açısından bu durum, özellikle AB merkezli alıcılarla yapılan çerçeve sözleşmelerde aşağıdaki türden hükümlerle karşılaşılacağı anlamına gelmektedir:

  • ESG uyum taahhütleri,
  • denetim (audit) hakları,
  • sözleşmenin tek taraflı feshi veya askıya alınması,
  • sürdürülebilirlik ihlallerine bağlı tazminat maddeleri.

Bu hükümler, klasik ticari sözleşmelerde alışılmış risk dağılımını değiştirmekte ve Türk tedarikçiler açısından yeni bir hukuki sorumluluk alanı yaratmaktadır.

7.4. ESG Perspektifinden Türk Şirketleri için Yeni Yükümlülük Alanları

STA’nın sürdürülebilirlik mimarisi, ESG (Environmental, Social, Governance) kavramını ticaret hukukunun merkezine yerleştirmektedir. Türkiye’de yerleşik şirketler için bu durum, özellikle AB ile çalışan firmalar bakımından şu sonuçları doğurmaktadır:

  • çevresel ve sosyal risklerin iç denetim sistemlerine entegre edilmesi,
  • tedarikçi seçim kriterlerinin ESG göstergeleriyle yeniden yapılandırılması,
  • yönetim kurulu seviyesinde sürdürülebilirlik politikalarının benimsenmesi,
  • sözleşmelerde ESG ihlallerine ilişkin açık yaptırım mekanizmalarının öngörülmesi.

Bu çerçevede ESG artık yalnızca kurumsal itibar meselesi değil; doğrudan sözleşmesel sorumluluk ve ticari sürdürülebilirlik konusu hâline gelmiştir.

7.5. Hukuki Danışmanlığın Stratejik Rolü

AB-Hindistan STA’sının sürdürülebilirlik boyutu, Türk şirketleri açısından reaktif bir uyum süreciyle yönetilemeyecek kadar kapsamlıdır. Bu alanda hukuki danışmanlık, şirketlerin:

  • tedarik zinciri sözleşmelerini yeniden yapılandırmasına,
  • ESG risklerini haritalamasına,
  • iç politika ve prosedürlerini uluslararası standartlara uyarlamasına,
  • olası uyuşmazlıklara karşı önleyici mekanizmalar kurmasına

yardımcı olan stratejik bir araç olarak konumlanmalıdır. Sürdürülebilirlik ve ESG, AB-Hindistan STA’sı bağlamında Türkiye’ye dolaylı olarak ihraç edilen yeni ticaret normlarının merkezinde yer almakta; bu normlara erken uyum sağlayan şirketler için hukuki risklerin azaltılmasının yanı sıra rekabet avantajı da yaratmaktadır.

8. Uyuşmazlık Çözümü ve Sözleşmesel Yapıların Yeniden Tasarımı

AB–Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, taraf devletler arasında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü için bağlayıcı ve kurumsallaşmış bir mekanizma öngörmektedir. Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı metinlere göre bu sistem; bağımsız uzman panelleri, şeffaf yargılama süreçleri ve kararların uygulanmasını teminen yaptırım imkânları içermektedir. Panel raporları bağlayıcı nitelikte olup, uyulmaması hâlinde ticari imtiyazların askıya alınması dâhil çeşitli telafi araçları devreye sokulabilmektedir. Türkiye, bu uyuşmazlık çözüm sisteminin tarafı değildir. Ancak anlaşmanın devletler arası düzeyde kurduğu bu güçlü icra mimarisi, Türk şirketleri açısından dolaylı fakat önemli hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Zira AB-Hindistan hattındaki ticari ihtilafların çözümünde oluşacak içtihat benzeri uygulamalar, taraf ülkelerin düzenleyici yaklaşımlarını ve piyasa pratiklerini şekillendirecek; bu değişimler tedarik zincirleri aracılığıyla Türkiye’ye de yansıyacaktır.

8.1. Devletler Arası Uyuşmazlık Mekanizmasının Dolaylı Normatif Etkisi

STA kapsamında öngörülen uyuşmazlık çözüm sistemi, klasik WTO süreçlerinden daha hızlı ve anlaşmaya özgü bir yapı sunmaktadır. Taraflar arasında ortaya çıkan ihtilaflar önce istişare aşamasına taşınmakta, sonuç alınamazsa bağımsız panel oluşturulmakta ve panel kararları bağlayıcı şekilde uygulanmaktadır. Bu mekanizmanın en önemli sonucu, AB ile Hindistan arasındaki ticaret ilişkilerinin yüksek derecede hukuki öngörülebilirlik kazanmasıdır. Ancak bu öngörülebilirlik yalnızca taraf ülkelerle sınırlı kalmayacak; AB’nin Hindistan’a yönelik düzenleyici uygulamaları, bu panellerin yorumları doğrultusunda şekillenecektir.

Türk şirketleri bakımından bu durum, AB’nin teknik standartlar, sürdürülebilirlik kriterleri, menşe uygulamaları veya dijital ticaret kuralları gibi alanlarda Hindistan ile yaşadığı ihtilaflardan çıkan sonuçların, AB iç hukukuna ve ticari pratiğine yansıması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Türkiye’de faaliyet gösteren ve AB ile iş yapan şirketler, fiilen taraf olmadıkları bir uyuşmazlık çözüm sisteminin dolaylı etkileriyle karşı karşıya kalacaktır. Bu nedenle STA’daki uyuşmazlık çözümü, Türk şirketleri için yalnızca teorik bir devletler hukuku meselesi değil; sözleşmesel risklerin çerçevesini belirleyen yeni bir norm üretim mekanizmasıdır.

8.2. Ticaret Politikası Değişiklikleri ve Sözleşmeler Üzerindeki Etkisi

AB-Hindistan STA’sı ile birlikte tarifeler, menşe kuralları, sürdürülebilirlik standartları ve hizmet düzenlemeleri sabit bir hukuki zemine kavuşmaktadır. Ancak bu zeminin nasıl uygulanacağı, büyük ölçüde uyuşmazlık çözüm mekanizması yoluyla şekillenecektir. Türk şirketleri açısından bu tablo, mevcut ticari sözleşmelerde sıklıkla göz ardı edilen bir risk alanını öne çıkarmaktadır: ticaret politikası kaynaklı değişiklikler. Geleneksel ticari sözleşmeler çoğunlukla döviz dalgalanmaları veya mücbir sebep gibi klasik riskleri kapsamakta; uluslararası ticaret rejimindeki yapısal değişiklikleri yeterince adreslememektedir. Oysa AB-Hindistan STA’sı gibi kapsamlı anlaşmalar, fiyat dengelerini, pazar erişimini ve uyum yükümlülüklerini kökten değiştirebilmektedir. Bu nedenle Türk şirketleri bakımından özellikle şu sözleşmesel araçların yeniden tasarlanması önem kazanmaktadır:

  • Zorluk ve uyarlama maddeleri: Tarife veya düzenleyici değişikliklerin sözleşme ekonomisini bozması hâlinde yeniden müzakere imkânı tanıyan hükümler.
  • Fiyat revizyon mekanizmaları: Tercihli tarifeler nedeniyle oluşan rekabet baskısını dengeleyebilecek esnek fiyat yapıları.
  • Uyum yükümlülüğü maddeleri: ESG, menşe ve veri koruma alanlarında yeni standartlara uyumu zorunlu kılan hükümler.
  • Force majeure tanımlarının genişletilmesi: Ticaret kısıtlamaları ve düzenleyici değişikliklerin de kapsama alınması.

AB-Hindistan STA’sı bağlamında bu tür hükümler, artık “iyi uygulama” değil; ticari sürdürülebilirliğin hukuki ön koşulu hâline gelmiştir.

8.3. Tahkim, Yetki ve Uygulanacak Hukuk Seçimleri

Devletler arası uyuşmazlık sistemi şirketler arası ihtilafları doğrudan çözmese de, ticari uyuşmazlıkların arka planını belirlemektedir. AB-Hindistan ticaretinde artan hacim, uluslararası tahkim ve alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının kullanımını da artıracaktır. Türk şirketleri açısından bu gelişme, AB veya Hindistan bağlantılı sözleşmelerde:

  • tahkim merkezinin seçimi,
  • uygulanacak hukuk,
  • kararların tenfizi,
  • geçici hukuki koruma tedbirleri

gibi unsurların stratejik önem kazanması anlamına gelmektedir. Özellikle Hindistan bağlantılı projelerde, yerel mahkemelerin yavaşlığı ve uygulama farklılıkları dikkate alındığında, uluslararası tahkim klozlarının doğru kurgulanması Türk şirketleri için hayati bir risk yönetimi aracıdır.

8.4. Şirketler İçin Uygulanabilir Hukuki Yol Haritası

Uyuşmazlık çözümü mimarisinin dolaylı etkileri dikkate alındığında, Türk şirketleri açısından önerilen başlıca adımlar şunlardır:

  • AB ve Hindistan bağlantılı tüm ana sözleşmelerin STA etkisi bakımından hukuki taramadan geçirilmesi,
  • uzun vadeli tedarik ve satış sözleşmelerine uyarlama ve yeniden müzakere maddelerinin eklenmesi,
  • tahkim ve yetki maddelerinin güncellenmesi,
  • ticaret politikası değişikliklerini kapsayan risk dağılımının açık biçimde düzenlenmesi.

Bu bağlamda hukuki danışmanlık, uyuşmazlık çıktıktan sonra devreye giren bir savunma mekanizması değil; sözleşme mimarisini baştan doğru kurarak ihtilafı önlemeyi amaçlayan stratejik bir yapılandırma süreci olarak ele alınmalıdır.

9. Türk Şirketleri için Hukuki Yol Haritası

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye açısından yalnızca dış ticaret ortamında meydana gelen bir değişiklik değil; gümrük hukuku, sözleşmeler hukuku, fikri mülkiyet, veri koruma ve sürdürülebilirlik alanlarını eş zamanlı etkileyen çok katmanlı bir dönüşüm sürecidir. Bu nedenle Türk şirketlerinin bu yeni mimariyi reaktif biçimde izlemek yerine, proaktif bir hukuki uyum stratejisi geliştirmesi gerekmektedir. Bu bölümde önerilen yol haritası, şirketlerin faaliyet alanı ve ölçeğine göre uyarlanabilecek şekilde kısa, orta ve uzun vadeli üç aşamalı bir çerçeve sunmaktadır.

9.1. Kısa Vadeli Adımlar: Risk Tespiti ve Sözleşmesel Koruma

Kısa vadede öncelik, AB-Hindistan STA’sının mevcut ticari faaliyetler üzerindeki doğrudan etkilerinin tespit edilmesi olmalıdır. Bu aşama esasen bir “hukuki durum tespiti (legal impact assessment)” sürecidir. Bu kapsamda Türk şirketleri bakımından önerilen ilk adımlar şunlardır:

  • Hindistan’a yapılan ihracatta GTİP bazında tarife karşılaştırma analizi yapılması ve AB rakipleriyle oluşan tercih marjının hesaplanması.
  • AB pazarına yönelik ana ürün gruplarında Hindistan kaynaklı rekabet riskinin belirlenmesi.
  • Mevcut distribütörlük, satış ve tedarik sözleşmelerinin STA kaynaklı riskler açısından hukuki taramadan geçirilmesi.
  • Fiyat revizyonu, hardship, uyarlama ve ESG uyum maddelerinin sözleşmelere eklenmesi veya güncellenmesi.
  • Menşe, veri paylaşımı ve sürdürülebilirlik yükümlülüklerinin sözleşmelerde açık biçimde düzenlenmesi.

Bu aşamada hukuki danışmanlığın rolü, şirketin mevcut sözleşme portföyünü yeni ticaret rejimine karşı “stres testine” tabi tutmak ve acil riskleri sözleşmesel araçlarla yönetilebilir hâle getirmektir.

9.2. Orta Vadeli Adımlar: Operasyonel Uyum ve Pazar Yapılandırması

Orta vadede odak noktası, şirketin iç süreçlerinin ve dış ticaret operasyonlarının yeni STA mimarisiyle uyumlu hâle getirilmesidir. Bu aşama, hukuki uyumun kurumsallaştırıldığı dönemdir. Bu çerçevede önerilen başlıca adımlar şunlardır:

  • Tedarik zincirinin ülke bazlı haritalanması ve Hindistan kaynaklı girdilerin menşe etkisinin analiz edilmesi.
  • Menşe ispatı, gümrük denetimleri ve ticaret savunma risklerine karşı teknik dosyaların oluşturulması.
  • KVKK/GDPR uyum süreçlerinin AB-Hindistan dijital ticaret çerçevesi dikkate alınarak genişletilmesi.
  • ESG politikalarının güncellenmesi ve tedarikçi sözleşmelerine çevresel ve sosyal uyum maddelerinin entegre edilmesi.
  • Hindistan pazarına giriş veya genişleme planları bulunan şirketler için marka, tasarım ve patent tescil süreçlerinin başlatılması.

Bu aşamada hukuki danışmanlık, şirket içi uyum birimleriyle birlikte çalışarak menşe, veri koruma ve sürdürülebilirlik alanlarında kalıcı yapıların kurulmasını sağlamalıdır.

9.3. Uzun Vadeli Adımlar: Stratejik Konumlanma ve Yapısal Dönüşüm

Uzun vadede ise mesele, AB-Hindistan STA’sını yalnızca yönetilmesi gereken bir risk değil, stratejik bir yeniden konumlanma fırsatı olarak ele almaktır. Bu perspektifte Türk şirketleri açısından öne çıkan seçenekler şunlardır:

  • AB merkezli firmalarla Hindistan odaklı ortak girişimler veya lisanslama modelleri geliştirilmesi.
  • Türkiye’nin AB tedarik zincirlerindeki rolünü güçlendirecek üretim ve lojistik yatırımlarının değerlendirilmesi.
  • Hindistan pazarına doğrudan giriş için yerel şirket kuruluşu veya stratejik ortaklık modellerinin hukuki olarak yapılandırılması.
  • Türkiye-Hindistan arasında olası bir Serbest Ticaret Anlaşması sürecinin yakından izlenmesi ve sektör bazlı savunuculuk faaliyetlerinin planlanması.

Bu aşamada hukuki danışmanlık, şirketlerin yatırım kararlarını destekleyen, uluslararası yapılandırma, vergi planlaması, fikri mülkiyet ve sözleşme mimarisini bütüncül şekilde ele alan stratejik bir ortak rolü üstlenmelidir.

9.4. Reaktif Uyumdan Proaktif Hukuki Stratejiye

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, Türk şirketleri için tekil bir dış ticaret gelişmesi değil; küresel ticaretin hukuki mimarisindeki dönüşümün somut bir yansımasıdır. Bu dönüşüm, ancak sistematik bir hukuki yol haritası ile yönetilebilir. Erken harekete geçen, sözleşmelerini güncelleyen, tedarik zincirini şeffaflaştıran ve ESG uyumunu kurumsallaştıran şirketler açısından bu süreç, rekabet avantajına dönüşebilecektir. Aksi hâlde, STA’nın dolaylı etkileri şirketleri hazırlıksız yakalayabilecek niteliktedir. Bu nedenle hukuki danışmanlık, artık yalnızca ihtilaf çözümü değil; şirketlerin uluslararası ticarette sürdürülebilir büyümesini sağlayan temel bir stratejik araç olarak ele alınmalıdır.

10. Bıçak’ın Sunabileceği Hizmetler

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın Türkiye’ye dolaylı etkileri, klasik dış ticaret danışmanlığının ötesinde; gümrük hukuku, sözleşmeler hukuku, fikri mülkiyet, veri koruma, ESG ve uluslararası uyuşmazlık çözümü alanlarını birlikte ele alan bütüncül bir hukuki yaklaşım gerektirmektedir. Bu çok katmanlı yapı, şirketlerin yalnızca mevzuata uyum sağlamasını değil, aynı zamanda ticari stratejilerini hukuki risklerle uyumlu şekilde yeniden yapılandırmasını zorunlu kılmaktadır. Bıçak, uluslararası ticaret ve yatırım projelerinde edindiği disiplinler arası deneyimle, AB-Hindistan STA’sının Türkiye açısından doğurduğu yeni hukuki mimaride müvekkillerine aşağıdaki başlıklarda kapsamlı danışmanlık sunmaktadır:

10.1. Uluslararası Ticaret ve Gümrük Hukuku Danışmanlığı

  • AB-Hindistan STA’sının Türk şirketleri üzerindeki etkilerine yönelik hukuki etki analizleri
  • GTİP bazlı tarife ve menşe değerlendirmeleri
  • Tercihli menşe sistemi kapsamında uyum süreçlerinin yapılandırılması
  • Gümrük denetimleri ve sonradan kontrol süreçlerinde hukuki temsil
  • Ticaret savunma araçlarına (anti-damping, korunma önlemleri) karşı strateji geliştirilmesi

10.2. Sözleşmelerin Yeniden Yapılandırılması ve Risk Yönetimi

  • Distribütörlük, tedarik ve uzun vadeli satış sözleşmelerinin STA riskleri bakımından revizyonu
  • Hardship, uyarlama, ESG uyumu ve fiyat revizyon klozlarının tasarlanması
  • Uluslararası sözleşmelerde tahkim, yetki ve uygulanacak hukuk maddelerinin optimize edilmesi
  • Tedarik zinciri sözleşmelerinde sorumluluk dağılımının yeniden kurgulanması

10.3. Fikri Mülkiyet, Lisanslama ve Know-How Koruması

  • Hindistan pazarına girişte marka, tasarım ve patent stratejisinin oluşturulması
  • Lisanslama ve ortak girişim sözleşmelerinin hazırlanması
  • Ticari sırların ve teknik bilginin korunmasına yönelik sözleşmesel yapıların kurulması
  • Çok taraflı projelerde IP sahipliği ve kullanım haklarının ayrıştırılması

10.4. Dijital Ticaret, KVKK/GDPR ve Veri Hukuku

  • AB ve Hindistan bağlantılı projelerde veri aktarımının hukuki yapılandırılması
  • KVKK–GDPR uyum süreçlerinin genişletilmesi
  • Dijital hizmet sözleşmelerinde veri güvenliği ve sorumluluk rejiminin tasarlanması
  • Teknoloji şirketleri için regülasyon uyum haritaları

10.5. ESG, Tedarik Zinciri Uyum ve Kurumsal Sürdürülebilirlik

  • ESG risk haritalaması ve sözleşmesel uyum mekanizmalarının kurulması
  • Tedarikçi denetim süreçlerinin hukuki altyapısının oluşturulması
  • Çevresel ve sosyal yükümlülüklerin şirket içi politikalara entegrasyonu
  • Uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına uyum projeleri

10.6. Uluslararası Uyuşmazlık Çözümü ve Tahkim

  • AB ve Hindistan bağlantılı ticari uyuşmazlıklarda stratejik temsil
  • Uluslararası tahkim süreçlerinin yönetimi
  • Önleyici hukuki yapılandırma yoluyla uyuşmazlık riskinin azaltılması

Bıçak, bu hizmetleri yalnızca ayrı ayrı hukuki alanlar olarak değil; müvekkillerinin ticari hedefleriyle entegre, uzun vadeli değer yaratan bir stratejik danışmanlık çerçevesi içinde sunmaktadır.

11. Sonuç

AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması, Türkiye açısından klasik anlamda bir “üçüncü ülke anlaşması” değildir. Gümrük Birliği’nin yapısal özellikleri nedeniyle bu anlaşma, Türkiye’nin taraf olmadığı hâlde doğrudan etkilendiği; tarife rejimlerinden menşe kurallarına, sürdürülebilirlik standartlarından dijital ticaret normlarına kadar geniş bir alanda hukuki sonuçlar doğuran yeni bir ticaret mimarisi yaratmaktadır. Bu çalışma göstermektedir ki, söz konusu STA’nın Türkiye üzerindeki etkileri yalnızca dış ticaret rakamlarıyla ölçülemez. Asıl dönüşüm; sözleşme ilişkilerinde, tedarik zinciri sorumluluklarında, fikri mülkiyet stratejilerinde ve ESG uyum süreçlerinde ortaya çıkmaktadır. Türk şirketleri, AB ve Hindistan ekseninde şekillenen bu yeni düzenleyici ortamda, artık yalnızca rekabetçi fiyat sunmakla değil; hukuki uyum, şeffaflık ve sürdürülebilirlik kapasitesiyle de var olmak zorundadır. Bu bağlamda AB-Hindistan STA’sı, Türk şirketleri için iki farklı yol sunmaktadır: Ya değişen ticaret hukukuna reaktif biçimde uyum sağlayarak riskleri yönetmeye çalışmak, ya da erken hazırlık yaparak sözleşmelerini, tedarik zincirlerini ve kurumsal yapılarını proaktif şekilde dönüştürmek. İkinci yolu tercih eden şirketler açısından bu süreç, yalnızca risklerin azaltılması değil; aynı zamanda AB merkezli değer zincirlerinde güçlenme ve Hindistan gibi büyük pazarlara daha sağlam hukuki temellerle açılma fırsatı sunmaktadır.

Bıçak olarak yaklaşımımız, müvekkillerimizi bu dönüşüm sürecinde yalnızca hukuki ihtilafların çözümünde değil; stratejik konumlanma, sözleşmesel yapılandırma ve uluslararası uyum süreçlerinde de desteklemektir. AB-Hindistan Serbest Ticaret Anlaşması’nın Türkiye’ye yansımaları, doğru hukuki rehberlikle yönetildiğinde, belirsizlik kaynağı olmaktan çıkıp sürdürülebilir büyümenin bir parçası hâline gelebilecektir.

/ Görüşler / Düşünceler, Görüşler / Düşünceler, Ticaret Hukuku / Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Comments

No comments yet.

Yanıtla